Anlamlı Güzel Sözler

Paylaşmak güzeldir;Ama seni kimseyle paylaşamam :)

SSGY' e


Orhan Veli Kanık Sözleri
Orhan Veli Kanık Sözleri

Garip Akımı‘nın kurucu şairidir. Orhan Veli Kanık şiirleri ile tanınan ünlü şairlerimizdendir. Onun şiire bakış açısı duru ve tazedir. Kelimeler bazen o kadar gündelik ve sadedir ki kaybolursunuz. Sokakta şiir söyleyen adamın şiiri edebiyata taşıyan kişidir. Orhan Veli Kanık Kitapları okunması gereken değerli eserler arasında yerini almıştır. Garip akımının öncesinde ve sonrasında farklı denemeleri ve çevirileri olmuştur. Aynı zamanda nesir türünde eserlerde vermiştir. Orhan Veli Kanık yazıları ile ona biraz daha yaklaşabilir onun dünyanın misafiri olabilirsiniz. Sitemizde yer alan Orhan Veli Kanık resimli yazılar ve Orhan Veli Kanık facebook kapak fotoğraflarını aşağıdaki galeride bulabilirsiniz. Bu güzel  Orhan Veli Kanık sözlerini ve şiirlerini sosyal medya hesaplarınızda paylaşarak kalbinize ışık tutan sözlerle karakterinizi yansıtabilirsiniz.

Çok hakkın var üstümde helal etmezsen, kul hakkı bu, şaka değil eğer helal etmezsen, dua etmeyi bir yana bırak, camiye gidip Allah’ın halısına bile basamam utancımdan.

Seyahat edildiği zamanlarda
Yıldızlar konuşur
Söyledikleri şeyler
Ekseriya hüzünlüdür.

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

Beyaz bir ay doğuyor, fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

“Aklımdan çıkmıyorsun” dedim, başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.

Mademki sevmiyorum artık
O halde her akşam
Onu düşünerek içtiğim
Meyhanenin önünden
Ne diye geçeyim.

Annemi ölmüş gördüm rüyamda.
Ağlayarak uyanışım
Hatırlattı bana, bir bayram sabahı,
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp
Ağlayışımı

bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
-akşamüstüne doğru, kış vakti-
benim de sevdalar geçti başımdan

Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden. Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter. Hiç kimse aramasa sormasa beni. Sen gelsen yeter.

İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.

..susmak istiyorum, susmak bugün.
susmak, hiçbir üzüntü duymadan.

Gemiler vardı limanda gemiler
Her biri yeni bir ufka gider.

Şeytan diyor ki: ‘Aç pencereyi; Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar.

Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha âşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka…

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.

Bu arada kaç defa rüyama girdin. Bazen iyi, bazen fena. Ama ne olursa olsun, hepsi, içimin senden uzak kalamadığına delalet ediyordu. Hiç merak etmedin mi?

Duyduğum yoktu ne vakittir Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede; İçime gene Yolculuk mu düştü, nedir? Nedir bu yosun kokusu, Martıların gürültüsü havalarda; Nedir? Yolculuk olmalı, yolculuk.

gemliğe doğru
denizi göreceksin
sakın şaşırma

..Hele bir de hasretlik oldu mu serde;
Sevdiğin başka yerde,
Sen başka yerde.
Dertli ediyor insanı, dertli.

Yalnız bende değil yalnızlık hali;
Deniz de karanlık, gökyüzü de;
Bir acayip, kuşların hali.

Ben ki her akşam yatağımda onu düşünüyorum, onu sevdiğim müddetçe yatağımı da seveceğim.

.Söz olurmuş
Olsun
Dostum değil misin

Çıkar mısın bahar günü sokağa,
İşte böyle olursun.
Böyle yattığın yerde
Düşünür düşünür,
Durursun

Ne duruyorsun be, at kendini denize!
Geride bekleyenin varmış, aldırma.

Yanlış işler görenler bile o işleri memleket sevgisiyle göɾdüklerine inanırlar.

Bir aydan beri iş arıyorum, meteliksiz.
Ne üstte var ne başta.Onu sevmeseydim
Belki de beklemezdim
İnsanlar için öleceğim günü.

Seni tanımasaydım hayatımda böyle bir aşk bulunmasaydı, hayatım ne kadar bir boş hayat olacaktı. O boşluktan yalnız kendi içimdeki sevmek kabiliyetiyle kurtulamazdım. çünkü hiç kimseyi seni sevdiğim kadar sevemezdim. Hiç kimseyi ne senin kadar güzel, ne senin kadar iyi, ne senin kadar mükemmel, ne de senin kadar kendim için buldum. Bu kelimeler duyup düşündüklerimi o kadar adileştiriyor ki tasavvur edemezsin.

Hatırlayacaksın beni gözlerin yaşla dolu,
Güzelliğin yalnız mısralarımda kaldığı gün.

Hiç merak etmedin mi? Belki hasta oldum. O takdirde bana bir iki satırlık bir şey daha yazabilirdin. Hani son günlerde bunu da beklemedim değil. Seni kendime karşı biraz daha alakalı görmek herhalde hoşuma gidecekti. Ama ne yapalım, hisler zorlanmaya gelmez. Karşılıklı duygularımızın samimi olması daha iyi.

Kimileri derler ki intihar bir irade işidir. Ben buna inanmıyorum. İntihar bir iradesizliktir. Dünyadaki güçlükleri yenebilen, o iradeyi gösterebilen kimse kolay kolay ölüme razı olmaz. Ölüme razı olan, hiçbir şeyle cedelleşmeyen, bu savaşta bütün ümitlerini kaybeden kişidir. O ümitleri kaybetmek için de, insanın, kendisini dünyaya bağlayacak hiçbir şeyi olmamalı. Ne para, ne pul, ne aşk, ne muhabbet, ne şeref, ne namus.

Sıvanmış, boyanmış bir binanın tuğlaları arasındaki harcı göremeyiz. Bina tamamiyetine ancak bu harçla temin ettiği zamandır ki, onu teşkil eden tuğlaları teker teker görmek, onların vasıfları üzerinde düşünmek fırsatını elde ederiz.

.Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı..

Sevdaya mı tutuldum ?

Senin yanında olayım olmayayım, yıllardan beri bütün hatıralarım seninle dolu. Bunu duyup düşündükçe bana zaman zaman ettiğin haksız sitemlerden dolayı sana kırılıyorum. Ama doğrusu şu anda onları da aklıma getirmek istemiyorum. Biraz sarhoşum ve bu sarhoşluğum içinde sen benim iki sene, beş sene, yedi sene, on sene, on iki sene evvelki sevgilimsin.
Benim de mi düşüncelerim olacaktı,
Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım,
Sessiz, sedasız mı olacaktım böyle?
Çok sevdiğim salatayı bile
Aramaz mı olacaktım?
Ben böyle mi olacaktım?

Şu anda dışarıda yağmur yağıyor
Ve bulutlar geçiyor aynadan

Şu kavga bir bitse dersin,
Acıkmasam dersin,
Yorulmasam dersin;
Çişim gelmese dersin,
Uykum gelmese dersin;
Ölsem desene!

Kim bu, kim alnımızdaki yazı?
Gözlerinde günahının hazzı.

Seni görmek için bir şehre geliyorum, görüyorum ve ömrümün sonuna kadar benim yanımda oluyorsun. Çok acayip ama çok tatlı bir his. Fakat hepsinden güzel, hepsinden sevinçli günlerim olmuştur. Fakat hepsinden güzel, hepsinden sevinçli olabileceğini umduğum bir tek gün daha olabilir. O gün seninle ve hiç ayrılmamacasına yaşayacağıma inanacağım gündür. Sen böyle bir günün gelebileceğini pek tahmin etmezsin. Doğrusu ben de edemiyorum. Ama hayattan başka hiçbir beklediğim yok. Bugün için sana da bana da bu kadar imkânsız görülen bir saadet günün birinde gerçek olabilirse, bütün ömrüm içindeki kayıplarımdan hiçbirine üzülmeyeceğim. Yalnız o sevinç bana kafi derecede yaşamış olmak için yetecek.

Boş konuşan insan çana benzer, içi boş olduğu için çok ses çıkartır!

Gemliğe doğru
Denizi göreceksin;
Sakın şaşırma.

İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?

“Orhan Veli’nin kavgası, edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasvet giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz.

düşünme, arzu et sade
bak böcekler de öyle yapıyor.

Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
Her zaman güzel mi bu kadar,
Bu eşya, bu pencere?
Değil,
Vallahi değil;
Bir iş var bu işin içinde

Bu “kötü göz” lafı beni düşündürmeye başladı. Öyle ya, ben bu kambur kızdan hoşlanmışsam, onu sevmişsem neden ona kötü gözle bakmış olayım? Büsbütün tersine, iyi gözle bakmışım ki sevmişim. “sevme” sözü geniş bir söz. İnsan bir yemeği seviyor, bir rengi seviyor, bir kadını seviyor.

‘En delikanlı mevsimdir kış.
Yüzüne yüzüne vurur yalnızlığını

Bilmediğim bir maceraya, çok büyük bir maceraya atılmak istiyorum. Aşk filan zannetme. Katiyen değil. Aşkla beraber kendimi de dünyayı da unutmak istiyorum. İstiyorum ki dünya da beni unutsun. Sefil olmak, perişan olmak, sürünmek hiçbiri bir şey değil. Ölmek de hiçbir şey değiştirmez.

DELİ EDER İNSANI BU DÜNYA
BU GECE, BU YILDIZLAR, BU KOKU,
BU TEPEDEN TIRNAĞA ÇİÇEK AÇMIŞ AĞAÇ

Bir insan daha var, çok şükür, evde;
Nefes var,
Ayak sesi var;
Çok şükür, çok şükür.

Soruyorsun: “Hep benim yanımda yaşamak imkanı olsa yaşar mısın?” diye. Bu suali yersiz buldum. Mesela şöyle sorsaydın daha doğru olurdu: “Benim yanımda yaşamaktan başka bir istediğin var mı?” Cevabım da böylelikle sualin içine girmiş olurdu.

Sokakta giderken, kendi kendime
Gülümsediğimin farkına vardığım zaman
Beni deli zannedeceklerini düşünüp
Gülümsüyorum.

O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm;
Gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!

Tental azab: Zeus’un oğlu Tantalos, tanrıların sofrasına oturabilen tek insandı. Ne var ki, Olimpos tanrılarını küçümsedi, kudretlerini sınamaya kalktı ve sonunda da Olimposluların hışmına uğradı. Tanrılar onu Hades’in göllerinden birine yerleştirdiler. Çenesine kadar suyun içindeydi ama içmeye kalktığında su çekiliyor ve sadece üzerine bastığı zemin kalıyordu. Ayrıca başının üzerinde binbir çeşit meyve asılıydı ama o elini her uzatışında çıkan bir yel dalları savurarak meyveleri ondan uzaklaştırıyordu. Ona verilen, kuru bir boğaz ve aç bir karınla sonsuza dek yiyecek içeceğin içinde yaşama cezası ‘Tantalos işkencesi’ diye anılır.

Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik.

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısıyla:
Ölüm Allah’ın emri,
Ayrılık olmasaydı.

Bu mektubu, İstanbul’a inmediğim bir gün kardeşimle yollamıştım. Üç gün sonra ‘unutmuşum’ diye iade etti. Canım sıkıldı ama, bir şey yapamadım. Zarfı değiştirip kendim gönderiyorum. Affını rica ederim. Sen cevabını geciktirme.

Herkesin derdi başka..

Cep delik cepken delik
Yen delik kaftan delik
Don delik mintan delik
Kevgir misin be kardeşlik.

Canım Nahitim, bunlar hakikaten üzücü şeyler. Ama bırakalım hepsini. Duyduklarının neler olduğunu bilmediğim için evet yahut hayır diyemeyeceğim. Ayrıca böyle bir dedikoduya insan ne miktar sıkılır, onu da tahmin edemiyorum. Fakat ne olursa olsun sen, benim yalnız seni düşündüğüme, seni küçük düşürecek bir hareketi bilerek yapmayacağıma inan. Bilerek yapmayacağıma tabiri biraz tuhaf oldu. Ancak mahzuru olmadığına inandığım bir şeyi söyleyebilirim demek istiyorum. Dediğim gibi, benim için yalnız sen varsın. Falancaya yahut filancaya şunu bunu söyleyip söylemediğime inan veya inanma, ama, hiç olmazsa senin için duyduklarıma inan.

Kimse duymadan ölmeliyim
Ağzımın kenarında bir parça kan bulunmalı
Beni tanımayanlar
Mutlak birini seviyordu demeliler.
Tanıyanlarsa, zavallı, demeli
Çok sefalet çekti…
Fakat hakiki sebep bunlardan hiçbirisi olmamalı.

Açlıktan bahsediyorsun;
Demek ki sen komünistsin.
Demek bütün binaları yakan sensin.
İstanbul’dakileri sen,
Ankara’dakileri sen…
Sen ne domuzsun sen!

Ama benim için güzel şehir, çirkin şehir diye bir şey yok. Sadece senin bulunduğun şehir, senin bulunmadığın şehir diye bir şey var…

Annemi ölmüş gördüm rüyamda.
Ağlayarak uyanışım
Hatırlattı bana, bir bayram sabahı
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp
Ağlayışımı.

“Zenginler olmasaydı,” demiş, “fakirlerin hali daha kötü olurdu.” Doğru! Bu çocuklar bunu ta doğuştan biliyorlar. Fakirlerin daima zenginlere borçlu olduğunu biliyorlar. Bunların aklından, “Fakirler olmasaydı zenginlerin hali ne olurdu?” diye bir cümle geçmiş midir acaba? Ne münasebet!

Dağ başındasın;
Derdin günün hasretlik;
Akşam olmuş,
Güneş Batmış,
İçmeyip de ne haltedeceksin?

Biraz evvel sana bu mektubu yazmak için kağıt almaya gidiyordum. Caddenin bir tarafından öbür tarafına geçerken süratle geçen bir otomobilin altında kalmaktan -emin ol- bir mucizeyle kurtuldum. Ölüme bu kadar yaklaştığım hiç olmamıştı. Hadiseden sonra ne düşündüm biliyor musun. “Nahit bu mektubu alamayacak, burada söylediklerimden hiçbirini bilmeyecekti. Ölümümün kendisi için olduğunu aklından bile geçirmeyecek, belki de kötü kötü sebepler düşünecekti.” İşte en çok buna üzülürdüm Nahit.
Canım Nahitim, (artık sana bu kelimelerle hitap etmekten de çekiniyorum) beni bir parçacık olsun anlamaya çalış. Beni sev demek istemiyorum, sadece inan. Ömrümüzün sonuna kadar bana inanacağını düşünebilsem bundan duyacağım saadet bugüne kadar duyduklarımın en büyüğü olur.
Bütün bu satırlar sana olan hasretimi, sana olan muhabbetimi, sensiz yaşamaktan duyduğum sonsuz ıstırabı anlatmıyor mu? Nahit, ölüyorum. Senden ayrı yaşamak beni mahvediyor. Ne olursun üzme artık beni.

Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam.

İstanbul’a gelebilmek yahut gelememek vesilesiyle İstanbul muhabbetinden bahsediyorsun. İstanbul muhakkak ki güzel şehir. Ama benim için güzel şehir, çirkin şehir diye bir şey yok. Sadece senin bulunduğun şehir, senin bulunmadığın şehir diye bir şey var.

Sabrettik, sabrı öğütledik eyvallah da çatladı azizim çatladı, sabır taşı çatladı artık.

Hayatımda birçok sevinçli günlerim olmuştur. Fakat hepsinden güzel, hepsinden sevinçli olabileceğini umduğum bir tek gün daha olabilir. O gün seninle ve hiç ayrılmamacasına yaşayacağıma inanacağım gündür. Sen böyle bir günün gelebileceğini pek tahmin etmezsin. Doğrusu ben de edemiyorum. Ama hayattan da başka hiçbir beklediğim yok. Bugün için sana da bana da bu kadar imkânsız görülen bir saadet günün birinde gerçek olabilirse, bütün ömrüm içindeki kayıplarımdan hiçbirine üzülmeyeceğim. Yalnız o sevinç bana kâfi derecede yaşamış olmak için yetecek.

Güzel kadınları severim,
İşçi kadınları da severim;
Güzel işçi kadınları
Daha çok severim.

Bir çorap alamadığıma üzüldüğüm birçok günlerimi sabahtan akşama kadar aç geçirdiğim bir sırada sen tutturmuşsun ”Nasıl yaşadığını biliyorum” diyorsun. Bilmiyorsun Nahit; bilsen böyle bir şey söyleyemezsin.

Bekliyorum
Öyle bir havada gel ki,
Vazgeçmek mümkün olmasın.

Yaz geçiyor sen gelmiyorsun. Belki bir gün geleceksin ama o kadar geç gelmiş olacaksın ki seni gördüm mü görmedim mi, doğru dürüst anlayamadan kalkıp geri gideceksin. Benim için tahammül edilmez bir devir daha başlayacak. Üstelik o devir kim bilir ne kadar uzun sürecek. Hayatımızın hiç düşünmeden feda edebileceğimiz seneleri o kadar çok mu?


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ