Anlamlı Güzel Sözler

Akıllı olmak da birşey değil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.

Descartes


Hazanla İlgili Sözler
Hazanla İlgili Sözler

Trend kelimeler arasında bulacağınız kelimelerden biridir. Hatta bir ara sosyal medya hazan nedir, yaprak nedir? sözleri ile baya sarsılmıştı. Herkesin dilinde telefonunda, sosyal medyasında bununla ilgili birçok video denk geleceğiniz kadar hatta midenizi kaldıracak kadar video rastlayabilirdiniz. Çünkü tüketim toplumuyuz ve üretilen bir şeyi kusana kadar kullanmak gibi bir huyumuz var. Nedir bu hazanı mükemmel yapan diye bakacak olursak sonbaharın havalı söyleniş biçimi olarak da nitelendirebiliriz. Yüreğimde hazan vakti vardır, bir türlü gitmez deriz. Bir bunu sonbaharla kapıştıralım bakalım? Hangisi daha havalı, hiç şüphesiz hazan. Kısaca aşağıda yer alan sözler sonbaharın daha güzel ifade ediliş halidir. Yaprakların döküldüğü, kışın habercisi olan sonbahar bir çok insanda önemli duyguları çağrıştırır.

Mevsimler gelip geçiyor, tıpkı ömrümüz gibi… İlkbahar, yaz derken işte sonbahar da geldi, hatta Eylül tıpkı sararan yapraklar gibi rüzgarların peşine takılmış gidiyor bile.

Her ömrün bir Eylül’ü vardır.

çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut
olgun meyvelerin baygınlığıyla parıldasın
nemli, ağır kızıltılar…
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar…

Dışımız günlük güneşlik içimiz eylül eylül sonbahar.

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar

Hazan düştü toprağa, hüzün sardı yaprağı.

Durgun havuzları işlesin bırak
Yaprakların güneş ve ölüm rengi,
Sen kalbini dinle, ufkuna bak.
Düşünme mevsimi inleten rengi
Elemdir mest etsin ruhunu
Eser rüzgarların durgun ahengi.
Yan yana sessizce mevsimle keder
Hicrana aldanmış kalbimde gezin
Esen rüzgarlara sen kendini ver.

Aldılar düşümden tırnağımdan arttırmıştım oysaki seni sonrası hazan.

yüzün eylülü bekleyen ince yaprakmış
mardin’in bağlarına erken düşmüş kış
bir beytü’l-gazel güzelliği beyzade kızı
iki dirhem havayla gel yelkenimde sızı
bezirgan başıydık, bıldır karlar aradık
biçare taşa bin harf bin cümle adadık
sen hazan sayıkla, ben bilyem peşinde
seke seke cenneti buldum yar sesinde
servi boy mardin’de ayrık otu biçilmez
dost köprüsü yıkılmaz yarsız geçilmez

Hayat hazanda çıtırdayan yapraklardan sonra yeniden başlar.

Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
Ağaçlar bükmesinler n’olursun boyunlarını
Neden akşam oluyorum tren kalkınca
Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
Öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
Az önceki çiçekler nasıl da diken diken
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
O elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı
Oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
Kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
Nerde şimdi, nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç…

Bir hüznü dokuyorum hayata iplik iplik, nedir Allah’ım bu tükenmez gariplik.

Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü……

Toplamış tasını tarağını, bu ne telaş dedim, dedi ki hazan sonu.

Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü…..

Mevsim hazan, aylardan eylül, yapraklar solgun. Kalpler kırık, zaman vefasız, kelimeler yorgun.

İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.

Gün gelir hazan konar dallarına. Son bir ümitle sarılırsın. Zamanı sararmış yapraklara.

Hazan düştü sensizlikten gönlüme.
Rüzgarlarla savrulurken hayallerim.
Gider bir bilinmeze.
Kırgın ve kızgın.
Yüreğimde senden kalan o sızı.

Hazan yapraklarının ve batan güneşin verdiği aynı dersin, daha büyük ve okunaklı harflerle yazılışıdır.

Bugün Kudüs’e ve gönlüme hazan düştü
Düştü ve düştü her şey
Düştü sevdam
Düştü gönlüm
Düştü hayallerim

Gecenin en koyu deminde sensizlik, yudum yudum içtiğim, körkütük sarhoş oldu düşlerim.

Bil ki dört mevsim hazan bana
Yakın olur mu uzaklıklar
Dolanır mı dilime neşeli şarkılar
Hırçın dalgalar dokunur mu yüreğime
Ben temmuz sıcaklarında titrerken sensizliğe

Hani beraber geçirdiğimiz günlerde güldüğümüz o yer var ya hazan rüzgârlarına teslim olmuş bu günlerde.

Toplamış tasını tarağını
Bu ne telaş dedim
Dedi ki hazan sonu

Haziran öncesi yorgun düşerken yapraklarım bir mektup ıslatılmaya gelmiyor dudaklarıma ağlıyorum.

Dışarıda çocuklar gibi
Delice koşturan
Rengarek bir bahar
Gürül gürül akan
Bir devranıdem var

Razıyım göm beni yüreğine at üzerime toprağımı. Sen gönlümde solmayan bir gülsün, ne olur dökme yaprağını olsa da hazan.

uyanıyor toprak
bir turna kuşu gibi ak pak
ilk tohum düşüyor
istek ve tutkuyla
sonsuz yolculuğuna

Kırılan kalbim seninle onarılmaz bir daha, hazan rüzgârına bıraktım seni savrulacaksın yok olacaksın çaresiz yalan dünyanda.

Soluğu alevdi kızgın kum çığıydı sesi
Sonbahar kızıllığıyla elleri tutuşturuyordu elleri
Cennet kentinden cehennem kentine atılmış köprü
İdi vücudunu saran bir ebemkuşağı kefeni
Durduramamıştı yine de dans edişini.

İnleyerek sonbahar yaprağının dalından, gönlümün ağlayışı vardı sanki o seste, düşündüm de farkım yok o hazan yaprağından…

Belli ki onun mevsimi ilkbahardı. Bu sonbahar günü burada benimle ne işi vardı?

Yürüdüğü yollarda çaresiz bir hüzün… Adı son bahardı, son demiydi hüznün. Ne kadar karşı koysan da, yaşanacaktı ve yaşandı güzün.

Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.

Bil ki dört mevsim hazan bana, yakın olur mu uzaklıklar, dolanır mı dilime neşeli şarkılar, hırçın dalgalar dokunur mu yüreğime, ben temmuz sıcaklarında titrerken sensizliğe…

Yaşamak, aşk olmasa bile güzel şey. Kötü lokomotiflerde, sonbahar geceleri yağmurun, rüzgârın altında veya kışın tipi ve karanlık her yanı kaplamışken ilerlemek yorucu, güç bir iştir… tehlikesi de cabası ! Ama bunların bile kendilerine özgü güzellikleri vardır ! Her şeyin vardır ! Güzel olmayan tek şey, benim ve diğer dürüst insanların domuzlardan, aptallardan, hırsızlardan emir almasıdır… ama yaşamın tamamı onların değil ! Geçip gidecek, yok olacaklar ! Tıpkı sağlıklı bir bedendeki yaraların yok olması gibi. Değişikliğe uğramamış kalkış tarifesi yoktur !..

Sen gülümsemezsen doğmazdı gün, harflerin rüyasını süslerdin sen beş mevsim, sığmazdı güzelliğin kitaba divançeye, namelere gül adın olurdu rengiyle im.

Biliyor musun Tanya, aslında hiç duygusal biri değilim… ama geleceği düşündüğümde, gelecekteki insanları, yaşamlarını düşündüğümde hem tatlı hem hüzünlü bir duyguya kapılıyorum. Sanki yüreğim taze bir sonbahar günü gibi ışıldıyor içimde… Öyle günleri bilirsin: Gökyüzü açıktır, güneş kendi halinde parlar, hava ta uzaklardaki nesneler seçilecek kadar berraktır… her şey taptazedir, hava da ne soğuk ne sıcaktır…

buz kuşları toz halinde iç ufuklarımıza dağıldılar
yapraklarının kızıllığı söndü kapkaranlık ağaçlar
görünmez bir devin sendelediği hissediliyor her an
kan kaybediyor kan ağır yaralı sonbahar

Nasıl iş bu her yanına çiçek yağmış erik ağacının. Işık içinde yüzüyor, neresinden baksan gözlerin kamaşır, oysa ben akşam olmuşum, yapraklarım dökülüyor, usul usul adım sonbahar.

Gün düşlerime dönüşlerimde
Bakışın içiyor beni gözlerimden
Gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
Uzaklığına uzanıyorum
Sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
Ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
Yıkılıyorum şarkılara
“Kimseler biliyor”
Yalnızlık dostumdu
Şimdi korkum oluyor
Oysa “gel” desen gelecektim

Anlatamayacağım. Bu insanlar “Guguk Kuşu” filmini de, Napolyon’un yaşamöyküsü filmini de, limana yanaşan beyaz bir yolcu gemisini de, vitrinlerdeki yeni sonbahar giysilerini de aynı gözlerle seyredebiliyorlarsa, elimden ne gelir?

Mevsimler gelip geçiyor, tıpkı ömrümüz gibi… İlkbahar, yaz derken işte sonbahar da geldi, hatta eylül tıpkı sararan yapraklar gibi rüzgârların peşine takılmış gidiyor bile.

Sonbahar ilkbahara küsebilir mi yan yana değiller diye ?

Sonbahar; bir başka deyişle hazan yani hüzün mevsimi. Kısalan günler, sararan yapraklar, yağan yağmurlar ve esen serin rüzgârlar hangimize hüzün vermez ki? Kimimiz gelip geçen ömrümüze yanarken, kimimiz sevgiliyle geçen güzel yaz günlerinin özlemini duyarız.

Gidecek olan herkes güzel bir sonbahar bekler.

Durgun havuzları işlesin bırak, yaprakların güneş ve ölüm rengi, sen kalbini dinle, ufkuna bak. Düşünme mevsimi inleten rengi, elemdir mest etsin ruhunu, eser rüzgârların durgun ahengi. Yan yana sessizce mevsimle keder, hicrana aldanmış kalbimde gezin, esen rüzgârlara sen kendini ver.

yüreğimde yanardağ kabloları ve ekşi karton dudak
garibaldi bir nehir akıyor öte kulemin yanından
yıkanıyor yeni küçük haz, elinde oyuncak sonbahar
bir lise var paramparça yüzümde
bütün öğrencileri tarihten ikmale kalmış


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ