Anlamlı Güzel Sözler

İnsan, hediyesini kalbiyle beraber vermezse onun ne değeri vardır.

Charles Tschopp


Küçük İskender Sözleri
Küçük İskender Sözleri

Küçük İskender sözleri son zamanlarda ciddi bir paylaşım almaktadır. Gerçek adı Derman’dır fakat Küçük İskender mahlası ile tanınmıştır. İlginç bir hayatı vardır aslında. Kendisi tıp okuyan bir öğrenci iken 5 sınıfta okulu bırakarak sosyoloji bölümüne geçmiştir. Tekrar bu bölümü de bitirmeden bırakmıştır. Akademik ortamdan koptuktan sonra tabi ki kendini edebiyatın ve sanatın içinde buldu.  Daha sonrasında Küçük İskender Şiirleri büyük bir beğeni topladı. Aynı zamanda edebiyat dergilerinde Küçük İskender Yazıları da yer aldı. Git gide daha çok ismi duyulmaya başladı. Modern dünyanın kalabalıklar içinde kalınan yalnızlığı ele aldı yazılarında. Küçük İskender Aşk Sözleri daha çok göze çarpmaktadır. Aynı zamanda İtalya da düzenlenen bir şiir yarışmasında ilk 10 girdi. Küçük İskender Resimli yazıları ve Küçük İskender Facebook Kapak Fotoğrafları sitemizde bulunmaktadır. Bu sözleri, yazıları ve resimleri sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilir, aşık bir adam havası yayabilirsiniz. Hem de marjinal bir karakter gibi görünmenize neden olabilir. Şimdiden keyifli okumalar.

Aklımdasın diyen balıklar, ömrümsün diyen kelebekler gördüm..

Çek bakışlarını gözlerimden, aşk bu şeytan doldurur.

Geri gelmemelisin. Ya olduğun yerde kalmalısın ya da gittiğin yerde. Sen bu hayatta gördüğüm en hoş çakal’sın neticede.

Birini kaybetmek istiyorsanız çok sevin, kendiliğinden defolup gider zaten.

Bırakın bu ayakları. Kaçınız, çırılçıplak bedenler karşısında yalnızca gözlere baktınız. Sorsalar, güya hepiniz âşıktınız.

Kötü yola düşmüş gecelerden geliyorum. Kusura bakma gözlerim biraz kirli.

Sigarayı bile kıskanırdım; kalbine giden yollara uğradığı için..

Kalp bu ulan. Yok, öyle bir arkadaşa bakıp çıkmak.

Bu gece alkolle sabahla; ona de ki: ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim.

Sesini özlemedim.. yüzünü de.. ellerini de…
yanımdaki varlığını hele hiç!..
Daha yazamıyorum..
Uzayan burnum, kalemime çarpıyor..
Bırakıyorum…

Soğuk ve şekersiz çay gibisin, ne içimi ısıtıyorsun, ne ağzımda güzel tat bırakıyorsun, sadece uykumu kaçırıyorsun.

Sonsuzluk istedim Allahtan! Sanırım “s” yi biraz sessiz söyledim. Şimdi ” onsuzum.

Anlamadım. Ben mi iyileşmemiş yarayım, herkes mi keskin bıçak? Sormadım. Sadece kanadım.

Bilirsin beceremem yaşamayı. Bir damla su olsam, gider rakıya damlarım.

Şeytan, tanrının mastar halidir.

Kapitalist, osuruğunu bile nasıl satacağını planlayan kişidir. Tek derdi, ambalaj masrafı olmasın diye kıçının da pazara girmiş bulunmasıdır.

Hatırlıyor musun bana armağan ettiğin ilk şarkıyı, ”ölünce sevemezsem seni” Ulan hayattayken bile sevmedin ki

Meyve vermeyen tek ağaç darağacıdır.

Tanıdığımıza pişman olduklarımız çoğaldıkça,
yeni tanışacaklarımızdan korkar olduk..

O kadar güzel unutmuştun ki beni, hatırlatmaya kıyamadım.

Erkek olmak doğuştan gelen bir alın yazısı olsa da, adam olmak her erkeğe nasip olmuyor.

Ne zaman mutlu olmaya kalksam; otur diyor yalnızlığım, otur.

Telefon rehberimdeki herkesi senin adınla kaydettim. Bütün gün beni arıyorsun, taklitler yapıp sesini değiştiriyorsun. Biliyorum, sen de özledin.

Buz tutmuş bir ruhum ben! Erirsem geri dönemem!

öyle seviyorum ki seni
bir tavşanın ürkek kaldırıp başını dağda
yağan yağmuru seyretmesi gibi;

Bırak şimdi yanaklarımı dudaklarımı gücün yeterse yüreğimden öp beni.

En basit yalanları gözüme bakarak söyleyen ahmaklar tanıdım. Bense onların cahil cesaretlerine ve kuş beyinlerine hayrandım.

Sevinme.
Çünkü bu limanda kaybettiğim ilk gemi sen değilsin.
Şunu da unutma;
Rıhtımda kalanı değil,
çekip gideni vurur fırtına!

Özne olmayı bırakıp zamir oldum, edat oldum, yüklem oldum. Ama senin gibi, aşk ile ihanet arasına bağlaç olmadım asla.

Giderken sana ‘hoşçakal’ demek istedim… İhanetin aklıma geldi ‘hoşt/çakal’ diyebildim.

Artık aramızdaki uzaklıktan şık bir matem giysisi diktirebilirsin kendine!!
Bir tek hücreni bile istemiyorum.
Televizyonumun çekmediği bir kanal gibisin çünkü.
Sen git, bambaşka hayatların yatak odalarında sıradan insanların tenlerini süsle!!!

Sigarayı bile kıskanırdım; kalbine giden yollara uğradığı için…

Aşk, bozuk bir pusuladır; seni yanlış bedenlere götürür.

Simetri takıntım var. Yamuk insanlara tahammül edemiyorum;ağzını burnunu düzeltesim geliyor.

Öyle bir yerin düşünü gördüm ki; insanlar, sabah uyandıklarında hâlâ hayatta olduklarını fark edip, günaydın demeden önce birbirlerini öpüyorlardı.

Affedilen vazgeçilendir… O, affedildi… Çünkü ondan vazgeçildi!

Geride bıraktıkların mı var ? Boşver , sana iyi gelenlerin geride ne işi var ?

Duydum ki böbreğinde taş varmış sevgili. Kesin kalbinden düşmüştür.

Beni bir öküz sanma sakın sevgili, çünkü sen, o kadar hülyalı bir tren değilsin

Kim demiş ki, en büyük aşklar nefretle başlar diye,
Benim en büyük nefretim bir aşkla başladı.

Okeyde beklenen son taş gibisin. Biliyorum beklemekle gelmezsin. Zaten gelme çünkü sen gelirsen ben biterim.

Benimle oynadın, bir tur yükseldin; aferin! Şimdi git onunla oyna. Ama yanarsan yine benden başlama.

Seni önceden hep saçma sapan sevmişler, benimki ağır geldi.

Attığın tüm zarlar kaybettirdi bana. Hani sen benim düş-eşimdin.

Bilirsin beceremem yaşamayı. Bir damla su olsam, gider rakıya damlarım…

Kapitalist çocuk, sevgilisine şöyle hitap ediyor: – “Gözlerin çok güzel, Sonny mi?”

Sigarayı bıraksam diyorum, tamamen sana başlasam
Sen daha çabuk bitirirsin işimi, böyle çok yavaş ölüyorum

Bir bayanın gözyaşının akmasına sadece soğan değil, bir ‘hıyar’ da neden olabilir.

Küçükken koltukta uyuyup yatakta uyanmak gibi olağanüstü güçlerimiz vardı.

Ben seni çoktan affettim, sen sen sevdanı helal et.

Bırakın bu ayakları. Kaçınız, çırılçıplak bedenler karşısında yalnızca gözlere baktınız. Sorsalar, güya hepiniz âşıktınız.

Eğer benim olsaydı sana zaman hediye ederdim.
Elimde değil. Ancak şimdi sana koca bir boşluk
getiriyorum kucağımda. İçinde saf sözcükler ve
dağılmış bir ben olan. Zamanlı zamansız.
Tamamen senin. İstediğin gibi doldur.
Sevdiğin kadar anla, anladığın kadar sahip ol

Offff dedi. Ne oldu? Dedim hiiiiiç, dedi. Her şeyi bırak gel benimle, dedim. Olur mu? Dedi. Topu topu bir tabak fazla koyarız soframıza, dedim. Olmaz, dedi. Neden? Dedim. Aynı tabaktan yeriz, dedi. Bir daha sevdim.

Bu aşkın gelirinin yarısını sağır sultana bağışladım, duymazlıktan gelip seni, gitsin kulağını açtırsın, diğer yarısını sana bıraktım, kendine protez aşıklar alırsın.

Kadınlar konuştukça, erkekler sustukça unutur.

Beni unut diyorsun ya; bu bana imkânsız geliyor. Çünkü seni unutmam için, hatırlamam gerekiyor.

Bu gece alkolle sabahla; ona de ki: ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim.

Bir dijital vajina eklenirken uzanılmış merceğe, su altında avına yaklaşan ahtapot gibi tayf içinde, kurbanın saçlarını örüp uçlarına karbondioksit takıyor son menekşe.

Bana benden iyisini bulamazsın diyen sevgilim ne gemiler yaktım ben, kıçı kırık bir sandalın lafı mı olur.

Bir ruh hastasının tek sayfalık günlüğü:
’Delinin en yakın arkadaşı hunisidir. Hayvan mezarlığından alacağım mezarımı: Bir yığın doku halinde geldim, kapasitesi yüksek bir amip olarak gideceğim.’

Senin için ölürüm” dedi. ”Benim için zaten öldün” dedim. Cesedini alıp çıktı.

İnsan, yalnızlığıyla alay edebildiği sürece hayatta kalır. Bundan vaz geçer geçmez de ölür.

Şimdi sen gittin ya, şairin dediği gibi herkesi sana benzetiyorum. Bu da mı o şerefsiz acaba diyorum.

ben ölüyorum sevgilim
sen bir el daha oyna!

İlla 3. Şahıslar girecekse aramıza. Minik parmakları olan bir kızımız olsun.

Ben bu gezegende yaşıyorum. Özgürlüğüm bana ait. Nüfus kağıdımı verenler beni yönlendiremez.

Kim demiş ki, en büyük aşklar nefretle başlar diye, benim en büyük nefretim bir aşkla başladı.

Türklerin demokrasi anlayışı ve yorumu: “Her kafadan bir ses çıkıyor.”

Sana kemik değil; aşk verdim. Şimdi itlik yapmanın âlemi yok gitme diyorsam gitme.

Çek bakışlarını gözlerimden,
Aşk bu şeytan doldurur.

Gelin arabasının önünü kesen çocuklara verilen zarf gibi, bomboş çıkıyorum sana her ne kadar plakasında mutluyuz yazsa da.

Herkes bir şekilde gitmek ister de gerekli cesareti bulamaz.O harekete geçiş esnasında sizi ürküten,yolun zorluğu değil,orada karşılaşacaklarımızla yüzleşmenin tedirginliğidir.

Sanma ki adını ağzıma alıyorum diye seni seviyorum. Dudak tiryakiliği benimkisi seni içime çekmiyorum.

Belki de en sevdiğim sakarlığın,
Gözlerime takılıp,yüreğime düşmendi…!!

Bugün kitap izledim, film okudum, müzik yedim, yemek dinledim. Aklım sendeydi, hiçbir şeyi doğru yapamadım, şaşkınım.

Bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum
Bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
Telaşlanır, ağlar
Adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
Talanım!
Artanım!
Eksik kalanım!
Yarım kalanım!

Hadi simit satanı anladım, kestane satanı da. Peki ya dost satan, o da mı ekmek parası?

Ayağı kırıldığı için öldürülmesi gereken atlar; “Ben yalnızca bir ayakmışım meğer!” diye söylenmişler midir kendi kendilerine? “Ve nal, hani uğur getirirdi?”

Dönerse senindir dönmezse zaten hiç senin olmamıştır diye bir şey yok dönecek. Bir katil olay mahalline mutlaka geri döner.

”Nasılsa elimin altında deme!
Sabah bin bir emekle yaptığı makyajı,
Akşam hiç düşünmeden bir mendille silen varlık,
Seni mi unutmayacak?

Adındaki harf kadardır alfabem…

”Uyurken seni izlemek vardı şimdi. Kokunda sarhoş olmak. Seni uyandırmak için can atmak ama kıyamamak.”

Annem sürekli “hiçbir şey yemiyorsun, kurudun kaldın” deyip duruyor; ben ne kazıklar yiyorum kimse bilmiyor.

Pimi çekilmiş bir el bombası gibi duruyor avucumda resmin!

Bana yol vermeyi düşünmeden önce sana verdiğim yolda yürümeyi öğren…

Özne olmayı bırakıp zamir oldum, edat oldum, yüklem oldum; ama senin gibi aşk ve ihanet arasında bağlaç olmadım asla.

Geri gelmemelisin. Ya olduğun yerde kalmalısın ya da gittiğin yerde. Sen bu hayatta gördüğüm en hoş’çakal’sın neticede.

sevgilim, ben ne soysuz bir adamım -ki
kopan mi telinin yerine kurumuş bir gözyaşı takıyorum

Bana geleceğin günün adını tıp çok önceden koymuş meğer; ‘kıl dönmesi’

Kahvenden bir yudum bile almamışsın; Korktun mu beni kırk yıl sevmekten?

Sağlaması yapılmış bir çarpım gibiyiz sevişmelerden sonra; ikimizden biri sıfır olsa, diğeri ise istediği büyüklükte bir sayı; fark etmeyecek sonuç sıfır
Dünyanın en kötü manzarasıdır,
Bir anneyi ağlarken görmek.

Kahvenden bir yudum bile almamışsın; korktun mu beni kırk yıl sevmekten

oysa ısrarlı bir çocuk gömleği var bu gece üstümde
siyah, cepsiz, buruşuk ve kirli

Git gidebildiğin yere kadar bu liman da kaybettiğim ilk gemi sen değilsin. Ama şunu unutma. Rıhtımda kalanı değil, çekip gideni vurur fırtına

Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin… hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz… Bir nedeni yok, yalnızca öptüm.

Bir erkeğin en lezzetli yeri ‘ başının eti ‘ sanırım. Bu kadar kadın yanılıyor olamaz zira.

Beslediğim hayvanı yolluyorum kimilerine, onlara insanlık dersi versin diye.

Seninle ben bir çaydanlık gibiyiz. Ben üst kısmıyım sen alt kısmı. Hani büyüksün ya. Aramızdaki fark ise şu; ben sensiz de demlenirim, ama sen bensiz ancak su kaynatırsın.

Ben hiç ders çalışmadım senden başka, bıraktın beni.

Kanamalı bir yalnızlık için aşk aranıyor.

Değil Erosun oku. Zeus’un şimşeği girse g*tüne sen aşktan anlamazsın.

Annemin öldüğü gece kazıdım kafamı!
Kazıdım kafamı kafatasıma kadar!
Siyah bir tişört giydim, siyah bir pantalon
siyah çoraplar ve siyah botlar
Simsiyah bir palto giydim! Simsiyah bir gece giydim yüzüme!
Sana geldim yas tutar gibi
Sana geldim yağmur altında, bütün atları yaralı bir posta arabası gibi
Annemin elini öper gibi öptüm seni dudaklarından
‘Beni annemin yanına gömme sakın’ dedim sana
‘Beni hiç gömme, ben hep burada kalayım’
‘Bu evde çürüyeyim senin ıhlamur kokan yatağında’
‘Bu evde dökülsün etlerim
yaz’ı kırarak sonbahara başlayan bir ağacın döktüğü yapraklar misali’
Annemim elini öper gibi öptüm yine seni dudaklarından
sonra alnıma götürdüm dudaklarını ince ince, kibarca
”Affet beni anne’ dedim
‘Affet, tüm bunlar bir ölünün hayatta kalma heyecanından!’

Yaptığım şakanın ardından gözlerimin içine bakıp, “aşk olsun” dediğinde “keşke.” diyebilmek için can atıyordum.

Balıkların aşkları hüzünlüdür; çünkü onlar sevgilileriyle el ele tutuşamazlar.

Kirpiklerini kıskanasım geliyor meselâ; gözlerine benden daha yakın diye.

Her ihtimale karşı kurşun kalemle yazılan
Ayrılık mektuplarını rüzgar taşır..

Sen bir defa olsun “seni seviyorum” yalanını at; melekler günahını bana yazsın, olur mu?

bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık
kütür kütür küfrediyor gece imanıma
bir yaprak kırılıp suya düşüyor
su yaralanıyor su kanıyor şelale!
ah nasıl titredim tensiz
bir piyanist büküldü sanki
kesişen ayrışık doğrular gibi
çarpışıverdim yüzünle. Yüzün
öyle düzgün suna bir elyazısı
yüzün yüzüme aksedince
yüzün ayna alnımda
yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!
bitmemiş bir ömrün yalanısın
sen: kabuslarımın tabiri
çocukluğumun arta kalanısın!
öldüreceğim kendimi dudaklarınla
dudaklarin etle, şehvetle seferber
sen! bana inen son kutsal kitap
son fakir yatır
son aciz peygamber!
bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık

Ağlıyor musun?’ diye soruyor giderken utanmadan. Yok, yanlış yerden işiyorum aptal.

Kıl dönmesi: Sırt ve baştan dökülen kılların kuyruk sokumundaki iki kaba et arasında, kıllı ve terli oluğa takılıp sürtünmelerle oluğun en dibindeki ter bezi deliklerinden vida gibi dönerek cilt altı yağ dokusu içine hissettirmeden girmesi, labirentler açması, peşinden labirentlere giren bakterinin de etkisiyle etrafı iltihaplandırması; cerahatli veya kanlı, pis kokulu akıntılar ve apseler oluşturması.

Her rengin bir kişiliği vardır. Her kişiliğin de bir rengi. Ben senin rengini buldum. Kahperengi.

Öyle bir yerin düşünü gördüm ki: insanlar, sabah uyandıklarında hala hayatta olduklarını fark edip, günaydın demeden önce birbirlerini öpüyorlardı.

Sıkı sıkı tembihlerler. Unut onu, aklına bile getirme, çıkar kafandan, hafızandan sil. Sanki seven beynimizmiş gibi.

Ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi deniz gibi!
Neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi
Ortalık yerde durup dururken sevmiştim seni!

Evde kedi, köpek beslemekle hayvan sever olunmaz. Hayvan sever dediğin benim gibi koynunda yılan besleyecek…

Eve bir giyotin almak isterdi hep.
Fazla arkadaşlar için.
Fazla gözyaşları için.
Fazla laubalilikler için.

Tahterevalliden ilk kim kalkarsa yırtar, öbürünün kıçı yere vurur.

Geçen yıl bu zamanlar, gelecek ay şu gün gibi koordinatlar yüzünden asla yalnız değilsinizdir. Her noktada telefon numaraları, notlar, doğumgünü tarihleri, kartvizitler,davetiyeler kurulup bacak bacak üstüne atmıştır. Sosyalleşme, bir vazifedir. Bir tür sorunluluk halidir adeta. İnkar etseniz de, rahatsızsınızdır. Yeryüzü, sizin rahatınızı bozmaktadır…

Yüreği olmayanın kalbimi kırmasına müsaade etmem. Beni bir saniyede unutanı, ben iki saniye ile şereflendirmem.

Psikiyatristlerle rahipler aynıdır; onlara günahlarınızı anlatırsınız. İkisi de bundan nefret eder. Aralarındaki fark, psikiyatristlerin bu sıkıcı iç döküşlere hiç katlanamadıkları için en azından iş olsun diye vizite ücreti altında para talep etmeleridir.

Ağzı tabanca. Dudakları namlu, sözleri gece mermisi.

Konuşurken, başlanılan cümle neden mutlaka bitirilmek istenir; ifadeyi tamamlayıp bir yargı oluşturulacağına yarım bırakılıp düş gücünün dolgu malzemesi özelliğinden yararlanılması daha akıllıca değil mi? Ya da…

Herkese ”seni sevmediğimi” söylüyorum. Afrikalı bir annenin oğluna ”ben tokum sen ye ” demesi kadar basit bir yalan bu.

deniz kenarında durup karşı kıyılara bakarak
yeni bir kıta keşfeden kâşif tanımıyorum aslında!
o yüzden, terk etme beni!
o yüzden, gözleri yerde yürüyen çocuk olma!
kırmızı ışıkta geçme aklımdan geceleri!
bana ölümden söz etme mektuplarında,
bir sırrı tutar gibi tut ellerimi
bir sırrı ağzından kaçırır gibi söyle beni sevdiğini!
o yüzden terk etme beni!
hayat denilen ameliyata alınırken
dudaklarından ağzına ver soluduğun narkozu!
baygın düşelim koşan atları seyrederken
fenalık geçirelim bir balıkçı lokantasında
iki yudum rakı arasında!
çok usta iki satranç oyuncusu gibi oturalım
yatağın başucunda sen, ayakucunda ben
bağdaş kurup!
o yüzden, terk etme beni!
parmaklık olsun bedenin
hapsolduğum bu korkunç acıda!


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ