Anlamlı Güzel Sözler

Gel benimle. Mutluluğun suç olmadığı yerlere gidelim

Big Fish


Jonh Locke Sözleri
Jonh Locke Sözleri

18 yüzyılda yer alan önemli düşünürlerden biri olan filozoftur. Düşüncede özgürlüğü savunarak eylemlerin akla uygun olmasını söylemiştir. Anlayışını oldukça geniş bir biçimden ifade edip yayan bir filozof olduğu için Avrupa’daki oluşan aydınlanma çağının kurucusu olarak kabul görür. Kendisi Bristol yakınlarında yer alan Wrington da doğmuştur. Kumaş ticareti yapan bir aileye sahiptir. Onun babası ise kumaş ve ticari işleri değil noterliğe ilgi duymuştur. Koyu bir puriten mezhebi taraftarıydı. Eğitim hayatında ise babasının parmağı vardır. Tabiat bilimine ciddi ilgi duymuş ve tıp okumuştur. John Locke’nin Hayatı  aldığı karar ve seçtiği yollarla tamamen değişmiştir. Mutlakiyet yöntemine karşı olmuş ve bu doğrultuda düşüncelere geliştirerek temellerinde sarsıntı oluşturmayı başarmıştır. Jonh Locke Sözleri politika, siyasi kültürler, ve eleştirilerden oluşur. Galeride bulunan Jonh Locke resimli sözler ile beğendiğiniz felsefi sözleri paylaşabilirsiniz.

Tuhaf , biz insanlar bukalemun gibiyiz. Ahlaki değerlerimizin rengini, çevremizdekilerinkine bakarak seçiyoruz.

Doğa kanunları Tanrı’nın emirleridir. Onlar olmasa, biz ahlakı dayandıracak bir temel bulamayız.

Hukuk’un bittiği yerde tiranlık başlar.

Mülkün olmadığı yerde adaletsizlik de olmaz

“Mutluluk ve mutsuzluk son sınırlarını bilmediğimiz iki durumdur.”

Doğuştan bilgi yoktur ve insan zekası doğduktan sonra dolmaya başlayan bomboş bir levha (tabula rasa) dır.

Felsefe bütün düşüncelerimizin duyumlarımızla, gerçek alemden geldiğini kanıtlamaktır.
Hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi ön yargılı algılarımız ile gözlemleriz. Dolayısıyla, gerçekten bilebileceğimiz tek şey kendimiziz.

“Her birey kendi kişiliğinin ve mülkiyetinin mutlak efendisidir.”

Felsefe bütün düşüncelerimizin duyumlarımızla, gerçek alemden geldiğini kanıtlamaktır.

Hiç kimse, kendinde olandan fazlasını veremez.

“Okumak zihni sadece bilgi malzemesiyle doldurur, okuduğumuzu bize mal eden düşünmedir.”

Her insanın kendi kimliğinde mahfuz bir mülkiyeti vardır. Buna kendi dışında hiç kimsenin bir hakkı yoktur. Bedeninin emeği, ellerinin işi tamamen kendisine aittir.

Moda çoğunlukla insanların zenginliklerini gösterişinden başka bir şey değildir.

Aranmadan ansızın akla gelen düşünceler çoğunlukla en değerli olanlardır ve bu yüzden korunmalıdırlar; çünkü nadiren tekrar gelirler.

Her nerede halkın yönetilmesi ve onların mülkünün korunması için birilerinin elinde verilen güç başka amaçlar için uygulanır ve onların yoksullaştırılması ve taciz edilmesi veya bu güce sahip olanın keyfi ve kaprise dayalı emirlerine itaat etmelerinin sağlanması için kullanılırsa, orada bu güç anında tiranlık olur, ister bu gücü bu şekilde kullanan bir kişi olsun ister birçok kişi olsun.

Her şey, zevk ve acı vermesi bakımından iyi ya da kötü olarak adlandırılır.

Hiç bir insanin bilgisi öğrenmiş ve görmüş geçirmiş olduğunun ötesine geçemez

Düşüncenin, isteğin ve iradenin olmadığı yerde özgürlük olmaz; fakat özgürlüğün olmadığı yerde düşünce, istek ve irade söz konusu olabilir.

Kendilerini koruyabilecek bir güce veya sonuç olarak bunu araçlarına sahip hiçbir insan veya insan topluluğu kendisini bir başkasının mutlak iradesine ve gelişigüzel hakimiyetine teslim etmez.

Yasama gücünün olmadığı ve yürütme gücünün bir kişinin elinde bulunduğu, ki bu kişinin aynı zamanda yasa yapma yetkisine de sahip olduğu bazı uluslarda, o tek kişiye her anlamda üstün güç denilebilir.Bunun nedeni onun yasa yapmak olan bütün üstün güce sahip olması değil, fakat onun altındaki yöneticilerin sahip oldukları birkaç alt düzeydeki yetkilerini veya en azından onların büyük bir kısmını elde ettikleri üstün yürütme gücüne sahip olmasıdır. Aynı zamanda, onun üstünde bir sama erkinin olmaması nedeniyle, onun onayı olmadan herhangi bir yasa yapılamaz. Eğer o herhangi bir şekilde yasama erkinin başka bir kısmına tabi olsaydı, bunun olması beklenemezdi. O bu anlamda, yeterince uygun bir şekilde egemen güçtür. Bununla birlikte, dikkat edilmelidir ki, ona karşı yapılan bağlılık ve sadakat yeminleri, o üstün yasa koyucu olduğundan değil, fakat diğerlerinin birleşik gücüyle yaptığı yasanın üstün yürütme gücü içindir. Bağlılık yemini yasaya itaat etmek için olduğundan, o yasayı çiğnediğinde kendisine itaat edilmesini isteme hakkı yoktur.

İnsanların siyasi topluma girmelerinin nedeni mülkiyetlerinin korunmasıdır.

Yasama gücünün tamamen veya kısmen değişebilen, üyelerinin meclis dağıldığında herkesle eşit olarak ülkenin anayasasına tabi olduğu bir meclisin elinde olduğu hükümetlerden o kadar korkmamak gerektiği sonucu çıkar. Fakat yasama gücünün daimi bir meclisin veya mutlak monarşilerde olduğu gibi tek bir adamın elinde olduğu hükümet biçimlerinde, onların kendilerinin toplumun geri kalanının sahip olmadığı ayrıcalıklı çıkarları olduğunu düşünme tehlikesi vardır, ve dolayısıyla halktan uygun gördükleri şeyleri alarak zenginlik ve güçlerini arttırmak eğilimi içine girerler.


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ