Anlamlı Güzel Sözler

Bir şey söyle bana.İçimdeki kayayı kaldırıp atacak bir şey söyle. Nefes alabileceğim bir şey de bana.

İncir Reçeli


Jean-Jacques Rousseau Sözleri
Jean-Jacques Rousseau Sözleri

Fransız dünyasında yer alan ve edebiyatında önde gelen isimlerden biridir. 28 Haziran da dünyaya merhaba demiştir. Aynı zamanda babası  Topkapı Saray’ında saat tamircisi olarak çalışmıştır. Daha küçücük yaşlarda iken bir gravürcünün yanında çalışmış ve sanatla erkenden tanışma şansını elde etmiştir. Gençlik zamanlarını ise müzik öğretmenliği yaparak geçirmiştir. Aynı zamanda ek iş olarak da tercümanlıkla ilgilenmiş ve geçimini bu şekilde sağlamıştır. Eline kalemi alması ile beraber yazmaya başlayan genç adam kısa bir sürede ismini duyurmayı başarmıştır. Jean-Jacques Rousseau Hayatı bir çok açıdan şanslı tercihlerle karşılaşmasını sağlamıştır. Yaptığı tercümanlık mesleği sayesinde bir çok şehri görme imkanı bulmuştur. Gezdiği bu dönemlerde yazıları kendi ülkesi tarafından yasaklanmıştır. Yaşamı boyunca savunduğu bir takım kural ve fikirler olmuştur. Özgürlük, din, politika gibi konular üzerine eğilim göstermiş ve bu durumlarla ilgili önemli düşünce sistemlerini ortaya çıkarmıştır.  “Toplum Sözleşmesi” kitabı ile felsefeye dair bir çok düşüncesini paylaşmıştır. Bu kitabın içeriğinde ideal siyasi düzenin nasıl işlemesi gerektiğini anlatmıştır. Jean-Jacques Rousseau Sözleri birçok konuya dağılarak geniş bir yelpazede incelenebilir. Sizde bu farklı fikirlere sahip adamın yazılarını ve kitaplarını okuyarak deneyim elde edebilirsiniz. Jean-Jacques Rousseau resimli sözlere galeriden ulaşabilirsiniz.

Her insan kendini karşılıksız verebilse bile çocuklarını devredemez; çünkü onlar özgür birer insan olarak doğar; özgürlükleri kendilerine aittir; kendilerinden başka kimsenin onların bu hakkını kullanmaya hakkı yoktur. Baba, çocukları us çağına erişmeden önce onlar adına, ama ancak onların korunması ve gönenci için, kimi koşular koyabilir; fakat çocuklarını sınırsız koşulsuz ve geri dönülmez biçimde başkalarına veremez; çünkü böyle bir bağış, doğanın ereklerine aykırı olduğu gibi babalık haklarını da aşar..

Bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip “Bu, bana aittir!” diyebilen, buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun gerçek kurucusu oldu. Bu sınır kazıklarını söküp atacak ya da hendeği dolduracak, sonra da hemcinslerine “Bu sahtekâra kulak vermekten sakınınız! Meyvelerin herkese ait olduğunu, toprağın ise kimsenin olmadığını unutursanız, mahvolursunuz.” diye haykıracak olan adam, insan türünü nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden, nice yoksulluklardan ve nice korkunç olaylardan esirgemiş olurdu!

Grotius, ”Bir kimse özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi olabiliyorsa, tüm bir halk da özgürlüğünü bir krala devredip neden onun kulu olmasın ? diye soruyor. Burada açıklık getirilmesi gereken ikircil epeyce sözcük varsa da biz, devretmek sözcüğü ile yetinelim. Devretmek, vermek ya da satmak demek. Bu durumda kendini bir başkasına köle eden insan, kendini vermiyor, en azından geçimini sağlama karşılığı satıyor, diyelim; ama bir halk kendini neden satsın ? krallar, halklarının geçimini sağlamak şöyle dursun kendi geçimlerini de halktan çıkarırlar ; ve Rabelais’nin de dediği gibi , bir kral az şeyle de yetinmez. bu durumda uyruklar, kendilerini krala mallarıyla birlikte vermiş olmuyorlar mı ? geriye kendilerine ne kalıyor, doğrusu bilmiyorum

Benim için yarın acı çekeceğimi bil­menin önemi yoktur, bugün acı çekmemek rahat olmama yeti­yor, öngördüğüm dertlerden değil, yalnızca hissettiğim dertler­den etkilenirim, bu da onların etkilerini çok azaltır.

Devlet büyüdükçe, özgürlük de o oranda küçülür.

Uğradığımız tüm felaketlerde, etkisinden çok niyete bakarız. Çatıdan düşen bir kiremit bizi daha fazla yaralayabilir, ama kö­tü bir el tarafından kasten fırlatılan taş kadar derinden incite­mez. Taş bazen ıskalayabilir, ama niyet her zaman hedefine ula­şır.

“İnsanın özgürlüğü; isteği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır.”

Her yönden baskı al­tında kalmama karşın dengemi koruyorum, çünkü hiçbir şeye  bağlanmayarak yalnızca kendime dayanıyorum.

“Büyük zevkleri hissedebilmek için, ufak tefek acıları hissetmek gerekir.”

İnsanın özgürlüğü; İstediği her şeyi yapabilmesinde değil, İstemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır.

Mülkiyet yalnızca yarara dayandığına göre, hiçbir yararın mümkün olmadığı yerde mülkiyet de olamaz.

” Toplumsal bağı kuran şey, bu birbirlerinden ayrı çıkarlar arasında ki orta şeydir. Bütün çıkarların anlaştığı bazı noktalar olmasaydı, hiç bir toplum var olmazdı ”

Kimi talihsizlikler vardır ki ruhumuzu yükseltir ve güçlendirir; kimi de kıyıp onu öldürür.

Bütün acılar sonunda kesinlikle ödülünü alacağını düşünenler için gücünü yitirir.

Çocuklara sevmeyi öğretin. Tek sınıfın insanı değil, bütün sınıfların içinde bütün sınıfların insanı olsun.

Eğer insanlar Tanrı olsaydı, kendilerini demokratik olarak yönetebilirlerdi.

Ölüm anını, doğum anından uzaklaştırmaya çabalamak beyhude iştir.

Dönemin değişmesi, insanların da değişmesine yetti.

Önemli olan el alışkanlığı değil, ruh alışkanlığıdır.

Yaşlı bir kişinin daha öğreneceği varsa o da ölmeyi öğrenmektir.

İnsanlar Tanrı olmadıklarına göre, mükemmel bir devlet insanlara göre değildir.

Zayıfın özü her zaman güçlünün yararına kullanılır.

İnsanları kendilerine rağmen sevebilirdim.

İnsanın arzuları ne kadar çoksa, çaresizliği de o kadar büyüktür.

Fethetme hakkının hiçbir ciddi temeli yoktur ve ancak en kuvvetlinin hakkı olarak tanınmıştır.

”İnsan boyun eğmeye zorlanıyorsa, boyun eğmek zorunda değil demektir.”

Bir ülkeyi idare ettiğini düşünen kralı kimler idare eder? Ya bir çocuk ya bir kadın.

Tüm yaşlılar hayata çocuklardan daha fazla bağlıdırlar ve gençlerle karşılaştırıldığında daha zor ayrılırlar hayattan. Çünkü ömürleri boyunca bu dünya için çalışmışlar,tüm çalışmaları sona erdiğinde boşuna emek verdiklerini görmüşlerdir. Bütün emekleri,servetleri çalışarak geçirilen uykusuz gecelerin tüm meyveleri gittiklerinde geri kalacaktır.

İnsanın yanında götürebildiği, her gün çoğaltabildiği ve ölümün dahi değerini düşürmesinden korkulmayan servet, ancak sabır, ılımlılık, boyun eğme, doğru yöne yönelme ve yan tutmayan adalettir.

Sevinç ve keder hep kol kola dolaşır ve biz onları her an bulabilir , her an kaybedebiliriz.

Hep bir şeylerin peşinde koşarken ömrümüzü tükettiğimizin farkına varmıyoruz. Hem hayatın kıymetini bilmiyor hem de mukadder ve kaçınılması imkansız olan ölünden korkuyoruz.

Hiçbir şey çıkar gruplarının etkisinden daha tehlikeli değildir.

En çok yaşayan insan çok yıl saymış olan değil, hayatı en çok hissetmiş olandır.

Yalnızlık köşesinde düşünme, doğanın incelenmesi, evreni gözlemleme, yalnız yaşayan bir insanı, her zaman, nesnelere ve yaratana doğru atılmaya, her gördüğünün amacını, her duyduğunun nedenini tatlı bir kaygıyla araştırmaya iter.

Gerçek aşk bir yanılsama değil de nedir? Sevdiğimizi, gerçekten olduğu gibi görebilseydik yeryüzünde aşk diye bir şey var olmazdı.

Politika ve ahlâkı farklı ele alanlar, her ikisini de asla anlayamazlar.

Aklımın sağlam yanı dururken büsbütün mutsuz olmak için çöken yanına mı sarılacağım?

Doğacağım yeri seçecek durumda olsaydım, insanların yetilerinin erimi yani iyi yönetilmek olanağı ile sınırlanmış büyüklükte olan, herkes kendi yaptığı işe yettiği için kimsenin kendi yükümlü olduğu işi yapmak üzere başkalarını görevlendirmek” zorunda olmadığı bir toplumu; herkes birbirini tanıdığı için karanlık manevraların ve erdemden doğan alçak gönüllülüğün halkın gözünden ve yargısından uzak kalamayacağı, birbirini bilip tanımak tatlı alışkanlığının yurt sevgisini kuru toprak sevgisi olmaktan çıkarıp yurttaş sevgisi haline getireceği bir Devleti seçerdim”.

Daimi barışın tesis edilmesi tamamen ülkelerin anlaşmasına bağlıdır. Daimi barışın tesisi tüm ülkeler için yarar sağlar. Barış için uluslararası bir federasyon oluşturulduğunda bu kurum uzun süre yürürlükte kalabilir ve barışı gerçekleştirebilir.

“Görünüşte mutluydum ama üzerinde biraz düşününce kendimden hoşnut olabileceğim bir tek duygum yoktu. Hiçbir zaman tam olarak ne başkalarından ne de kendimden hoşnut oldum. Dünyanın gürültüsü patırtısı beni serseme çeviriyor, yalnızlık sıkıyordu, durmadan yer değiştirmek gereksinimi duyuyor ve hiçbir yerde mutlu olamıyordum..”

Yapmak istediğimiz şeyler en çok inanmamız gerekenlere bağlıdır; doğanın asıl gereksinmeleriyle ilgili olmayan konuların tümünde de davranışlarımıza egemen olan, düşüncelerimizdir.

“Töreleri ayrı olan , birbirinin karşıtı iklimlerde yaşayan ve aynı yönetim biçimine katlanamayan o kadar çeşitli vilayetlere aynı yasalar uygun gelmez.”

Sabır acıdır ama meyvası tatlıdır.

Her insan yaşamını korumak için yine kendi yaşamını tehlikeye atma hakkına sahiptir.

İnsanın yaratılışını öğrenmeye çalışıyorlarsa, bunun nedeni, ondan bilgince söz edebilmek içindi; yoksa kendilerini anlayabilmek için değil.

Ağır söz veren hızlı iş yapar.

Doğarken girdiğimiz kavga alanından ölümle çıkarız.

İnsanlar ömür kısadır derler ama, yine de onu kısaltmak için ellerinden geleni yaparlar.

“Tehlikeli özgürlüğü kölece rahatlığa değişmem”

Ölme zamanı gelince nasıl yaşamak gerektiğini anlamanın ne değeri var?

…Yalnız şunu soracağım: Felsefe nedir? En tanınmış filozofların kitaplarında bulduğumuz nedir? Onları dinlerken insan kendini, bir pazar yerinde avaz avaz çağıran bir sürü madrabaz arasında sanır; her biri bana gelin, bana gelen aldanmaz diye bağırır durur. Kimi, cisimlerin mevcut olmadığını, her şeyin tasavvurda yaşadığını iddia eder; kimi maddeden gayrı olmadığını ileri sürer ve Tanrı dünyanın kendisidir der. Birisi ispata kalkar ki dünyada iyilik – kötülük yoktur, hayır ve şer birer kuruntudan ibarettir. Öteki der ki, insanlar birer, canavardır; birbirlerini parçalayıp yemeleri cürüm sayılmaz.

Mutsuzluk, kuşkusuz en büyük öğretmendir; ancak bu öğretmen, dersini pek pahalıya satar ve yararı da ona ödenene değmez.

Kölelik doğal bir duruma gelmişse, doğaya aykırı bir köleliğin sonucudur bu.

Ey büyük filozoflar, bu faydalı dersleri siz yalnız kendi çocuklarınıza, kendi dostlarınıza verin ne olur! Hem siz fikirlerinizin meyvasını daha çabuk elde edersiniz, hem de bizim çocuklarımız sizin meshebinize girmek tehlikesinden kurtulmuş olur.

İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur. Falan kimse kendini başkasının efendisi sanır ama böyle sanması, onlardan daha da köle olmasına engel değildir.

Yaşamak için doğmuştum, yaşamadan ölüyorum.

Genel istem yok edilemez.

Zayıfları baskıya karşı güven altına almak, muhterisleri durdurmak, herkese kendisine ait olanın tasarrufunu sağlamak için birleşelim; herkesin uymak zorunda olacağı, hiç kimsenin dışında kalamayacağı, zengine ve fakire karşılıklı ödevler yükleyerek servetin cilvelerini tamir edip giderecek olan adalet ve barış kuralları kuralım. Kısacası, kendi güçlerimizi kendimize karşı çevirmek yerine, bu güçleri, bizi bilgece yapılmış kanunlara göre yöneten, birliğin bütün üyelerini koruyan, savunan, ortak düşmanları defeden, bizi sonsuz bir anlaşma içinde bulunduran üstün bir iktidar halinde birleştirelim, toplayalım

Bu dünyada umacağım ya da korkacağım şey kalmadı; uçurumun dibinde rahatım; mutsuz bir ölümlü ve Tanrı’nın kendisi gibi duygusuz.

Gerçek demokrasi hiçbir zaman var olmamıştır ve olmayacaktır da.

Mutsuzluk, kuşkusuz en büyük öğretmendir; ancak bu öğretmen, dersini pek pahalıya satar ve yararı da ona ödenene değmez.

Gerçek demokrasi var olabilmesi için, o kadar insanın toplayacak bir yerin olması gerekirdi.Milyonlarca insanı da bir yerde toplayamıyorsanız.Temsili demokrasi ile yetinin.

Köle durumuna düşen yurttaşlar özgürlüklerini ve istemlerini yitirdikleri zaman böyle olur. O zaman korku ve dalkavukluk oyları alkışa çevirir; artık görüşüp konuşma yok, ya hayran olmak ya da lanet etmek vardır.

Yaşamak için doğmuştum, yaşamadan ölüyorum.

Hakları ve zevkleri ellerinden alınan gençler, onların yerine daha gizli ve tehlikeli olanlarını koyar.

Bilimlerimiz ve sanatlarımız geliştikçe ruhlarımız bozulmuştur.

Eksiksiz olarak mutlu olmak için öyle olmaktan nasıl hoşnut olacağınızı bilmekten daha öte hiçbirşeye gereksinimiz yoktur..

Ey yüce gönüllü yalan! Gerçek hiç sana tercih edilebilecek kadar güzel olmuş mudur?

kimseden nefret edemeyecek kadar kendimi seviyorum. Birilerinden nefret etmek, varlığımı sınırlamak, daraltmak olurdu, oysa ben onu tüm evreni kapsayacak kadar genişletmek istiyorum.

Bir kez efendilere alışan halklar onlarsız yapamazlar..

Mutsuzluk, şüphesiz çok büyük bir öğretmendir, fakat bu öğretmen; derslerini pahalıya ödetir ve faydası da parasına değmez.

Bir hükümet nasıl oluşmuş olursa olsun, eğer onun altında yasaya boyun eğmeyen tek bir insan bulunacak olursa, tüm başkaları zorunlu olarak onun buyruğu altına düşerler..

insanlara kötü ve acımasız görünmek için onlar gibi sahte ve hain olmamak yeter

Bireysel aşkım için dünyayı veririm,özgürlüğüm içinde aşkımı veririm

Birbirini görme ve tanıma biçimindeki o tatlı alışkanlık ülke sevgisini onun toprağı için olmaktan çok yurttaşları için duyulan bir sevgiye çevirirdi..

Vazifemizi menfaatlerimizle karşı karşıya getiren ve bizim faydamızı başkalarının zararlarında gösteren durumlardan kaçınılmalıdır.Çünkü böyle durumlarda,ne kadar erdemli bir insan olursak olalım farkında olmadan mağlup oluruz,ruhça adil ve iyi olduğumuz halde hareketlerimizde adaletsiz ve zalim oluruz.

Uzun zaman boşuna var gücümle çırpındım. Becerikli, ikiyüzlü, usta ve önlemli olmadığım gibi, açık sözlü, sabırsız ve çabuk kızar bir kişi olduğum için çırpındıkça daldım ve düşmanlarıma, bana yeni yeni kötülükler etme konusunda, asla savsaklamadıkları fırsatları verdim ..

Saflığımın verdiği dinginlikle insanların bana ancak beğenme ve iyilik duyguları göstereceklerini sanır ve açık,temiz yüreğim kendisini dostlara,kardeşlere verirken,hainler çevremi sessizce cehennem gibi tuzaklarla sarıyorlardı.

Özgürlük elde edilebilir, ama kaybedildi mi, bir daha ele geçmez artık.

İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle bas basayım; artık ne bir kardeşim var,ne bir benzerim, ne dostum ne de ait olduğum bir toplum. insanların en şefkatlisi, en cana yakini, bu insanlar arasından söz birliğiyle dışlandı. bunlar, olanca kinleriyle hassas ruhuma hangi azabın daha çok dokunabileceğini araştırıp beni kendilerine bağlayan bağları kesip attılar. Onları istemedikleri halde sevebilecektim. sevgimden ancak insan olmaktan çıkma yoluyla kurtuldular. mademki öyle istediler, simdi benim için yabancı, meçhul ve hiçtirler. fakat onlardan ve her şeyden koparılan ben neyim?

Kötülük etmekte düşmanlarıma yetişebilir miyim? Yetişsem de,edeceğim kötülüklerin hangisi beni kendi derdimden kurtarır? Beni kendi kendime karşı küçük düşürmüş olur ve üstelik hiçbir şey kazanmam.

Yaşama ve ölüme, hastalığa ve sağlığa, zenginliğe ve yoksulluğa, üne ve kara çalmaya aynı kayıtsızlıkla bakabilmeyi, özellikle benim yaşımda öğrenebilmek
az başarı mıdır?

Akıl ancak kendini dinletebileceği zaman konuşmaya başlar.


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ