Cemil Meriç Sözleri

Cemil Meriç Sözleri

Öncellikle kendisi bir yazardır. Fakat onun bazı yönleri yazarlıktan öteye giderek ona farkındalık katmıştır. Sosyal bilim alanların bir çoğuda araştırma yaparak yazılar kaleme alan bilge bir kişidir. Öncellikle Cemil Meriç en ağır basan tarafı ise düşünür olmasıdır. Onun düşünceleri sağ- sol demeden bir çok kişinin onayını almış ve kaliteli bir yapıya sahiptir. Saygı duyulası bir adamdır. Bu yüzden de söylediği sözlerde bilgelik ve bilgi içerir. Cemil Meriç Sözleri belli bir ışığın ve ana temanın etrafında şekillenerek sizi bilmediğiniz bir dünyaya götürür. İçinde anlamadığınız bilmediğiniz bir çok kelimeye rağmen düşüncenin akışına katılırsınız. Aynı zamanda Cemil Meriç Yazıları içinde ironi ve kültürü barındırarak okura yepyeni bir kapı açmaktadır. Bu yüzden Cemil Meriç Kısa Sözleri ya da uzun sözleri kaliteli bir içerik barındırır. Bir çok kişinin dikkatini çeken bu sözler paylaşılmaya layıktır. İnce ve sadece bir düşüncenin ürünü olan bu sözler ile düşünce payınızı daha da arttırabilir, anlamlı mesajlar bulabilirsiniz. Aynı zamanda sitemizde bu yazının altında Cemil Meriç Facebook Kapak Fotoğrafları ve Cemil Meriç Resimli Yazıları bulunmaktadır. Bu resimleri kullanarak güzel ve düşünceli sözleri sosyal medya hesaplarınızda paylaşarak farklı bir havaya bürünebilirsiniz. Sadece hava yapmak için almayın tabi aynı zamanda sözleri irdeleyerek marjinal fikir sahibi de olun. Herhangi bir konuya dair çok güzel özlü sözler ve anlamlı sözler bulabilirsiniz. Keyifli okumalar diyerek sizi sözlerle baş başa bırakalım.

Her toplum bir kitaba dayanır : ramayana, neşideler neşidesi veya kur’an: senin kitabın hangisi?

Aydınların aydınlatmadığı halkı, soytarılar aldatır.

Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın. Daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat mukaddeslerin mukaddesi.. Hakikat ve sevgi.

Birbirini bütün tedaileriyle karşılayan iki kelimeye ne aynı dilde rastlarsınız ne iki ayrı dilde.

Görenin yalnızlıktan şikayete hakkı yoktur: mevsimler, renkler, çiçekler, şehrin bütün kadınları, bütün çocuklar gören içindir, görmeyen bir insan bozuk bir ampul gibi, manasız, bıraktığınız yerde kalan bir paket; içinde eski hatıralar olduğu için arada bir karıştırılmaya layık… Çocukken oynadığımız bir taş bebek gibi, atmaya kıyamadığımız acayip bir külçe.

Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.

İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim.

Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var.

Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı memleketim… Karanlığa o kadar alışmışsın ki yıldızlar bile rahatsız ediyor seni.. Memleketim… En seçkin evlatlarının beynini ve kalbini itlere peşkeş çeken memleketim.

Batı’nın düşünce tarihi akılla naklin mücadele tarihi.

Sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek, iki insanı veya iki milyar insanı. Sanat, bir heyecan seyyaresiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür.

Hiçbir zafer umulanı getirmez, hiçbir bozgun mutlak değildir.

Her kavganın ezeli mazereti: son kavga olmak.

Kitap zekayı kibarlaştırır.

Acılar hatıralaşınca güzelleşir.

İngiliz hodgamdır. Bir millet değil de bir yığın.Yığın düşünmez, maruz kalır. Nezleye yakalanır gibi tutulur bir fikre. Ateşi yükselince arslanlaşır, nöbet geçirince her mukaddesi unutuverir.

Bilgi huzur limanına götüren kayık. Şüphe bilgisizliğin çocuğu. Kuşku bardağın dibinde kalan su; dök gitsin!

Biterek ölmek güzel şey, başlamadan ölmek korkunç.

Her kavganın ezeli mazereti: son kavga olmak.

Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekat veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur.

Ben alışamadım körlüğe. Bu kelime telaffuz edildikçe büyük bir kabahat işlemişim gibi yüzüm kızarıyor. Gözlerimi göstermek istemiyorum. Körler bütün devirlerin ve bütün ülkelerin paryası. Kör müsün? Kör olasıca? Hay kör şeytan!..

Şiir ne bir teşrih masasıdır, ne bir teşhir çarmıhı.

Masal deyip geçmeyelim. İnsan, kaba kuvvetin hükümran olduğu bir devirde hayata katlanmak için bambaşka bir dünyanın varlığına inanmak zorundadır.

Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekanın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek.

Gerçek hükümdarlar, ebedi hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler.

Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.

İnsan, salahiyetinin sınırlarını çoktan mı aştı? Dünyanın batan bir gemiye benzemesi bundan mı? Tabiat fareyle oynayan kedi gibi, soyumuzla alay mı ediyor? Tedirgin, küstah, azgın insan sürüleri.

Düşünceye cazip ve parlak bir biçim vermek küçültür düşünceyi. Büyük yazar içinden gelen sesi olduğu gibi haykırandır. Kelimeleri kullanırken avamın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmez.

Üzüntün beni yıktı. Her davranışın hürmet ve tasdike layık. Ama galiba biraz rahatsızdık. Basit bir kazaydı bu. Hele gecemizi zehir etmeye hakkımız yoktu. Ben bir hafta o saatleri düşünerek yaşayabiliyorum. Ayrılırken sesin biraz daha gülümsemeliydi. Dargın gibi kaçtın. Bilmediğimiz bir limana gidiyor bu gemi. Deniz fırtınalı, ama bindik bir kere. Ateşle oynayanın parmakları yanacak, tabii bu…

Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var.

Sol ve sağ. çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit.

İnsanlık daima kötü oyuncaklar peşinde koşan bir çocuk.

Fikirler kelebek gibi, onları hafızaya iğnelemeye kalkınca bir toz yığını haline geliyorlar…

Tefekkür Vuzuhla başlar,kurtuluş şuurla.

Anlıyorum ki, zalim ve kıyıcı bir gerçekten kurtulmanın tek çaresi, reel dünyadan kitaplar dünyasına sığınmak.

Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına herşeyini atacaksın; zamanını, gururunu, dehanı..!

Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.

Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.

Batı tarihindeki her kepazeliği yüceltirken, kendi geçmişimizde karşımıza çıkan minnacık kusurlara takılıp kalıyoruz. Bu ne şuursuzluk! İslamiyet bir yerde insaftır. İnsafını kaybedenler hiçbir hakikati bütünüyle kavrayamazlar.

Siteme alerjiniz varmış, bu bir zaaf, bu bir kendine güvenemeyiş. Sevmek sitemle başlar. Ayrı dilleri konuşuyoruz…

Düşman bir çevrede ister istemez kitaplara kaçıyorum.

Çatışmasız toplum beraber otlayan, beraber geviş getiren adsız bir sürü.

Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza.

Artık herhangi bir hayale kucak açamayacak kadar yorgunum.

Bir medeniyetin başka bir medeniyete istihale etmesi tam bir hayaldir. Bu hayali çok pahalıya ödedik. Batılılaşmanın, batmak olduğunu idrak ettiğimiz zaman iş işten geçmişti. Bir medeniyet başka bir medeniyetten ancak malzeme alır. Bu malzeme bütün insanlığın ortak malıdır. Her müessese her iklimde gelişmez. Hangi müesseselerin hangi iklimlerde gelişeceği ancak uzun bir tefekkür ve sabırlı bir tetkik ile anlaşılır. Kendi tarihimizi, kendi içtimai bünyemizi bilmeden, tarihine yabancı olduğumuz, temellerine eğilmediğimiz, tezatlarından habersiz bulunduğumuz bir dünyanın siyasi müesseselerini aynen benimsemek hataların hatası idi.

Dahi, münzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı.

 

Ben, düşünen, okuyan ve temsil ettiğini sandığı beşeri değerleri lekelememek için aç kalmaya, açlıktan kıvranmaya razı olan adam…

Nereye gidersen git, bulacağın aydınlık, zihninin aydınlığı kadar olacaktır.

Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer . Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan; ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir polemik zekaların savaşıymış. Zekalar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, peşin hükümlerin, gizli çıkarların savaşı, polemik. Eski bir inancı yok etmek isteyen yeni bir düşüncenin savaşı. Ve her mübariz kendi cephesinde muzaffer.

Sağ ve sol: Anladım ki bu iki kelime, aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir.

Devir değişti. Batı’nın dini batılları karşısında gösterdiğimiz durendişliği, siyasi yalanları karşısında gösteremedik. Misyonerin muhatabı millet, uyanık, şuurlu, tecrübeli bir millet. Siyasi misyoner muhatabını iyi seçti: İmanını kaybeden, köksüz ve zavallı bir mahluk, yani aydın. İnkıraz devri intelijansiyasının bedbaht ve serseri tecessüsünü avlamak için bir avuç yaldızlı söz yetti de arttı bile.

Ve insanlar Homeros’un cennetindekiler gibi kucakladın mı kayboluyorlar. Hepsi birer gölge. Teneke bile değiller. Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına her şeyini atacaksın; zamanını, gururunu, dehanı. Ve kül olacaksın. İnsanlar ondan korkuyor, ondan yaşamıyorlar. Sonsuz karşısında cücenin korkusu..

Benim neslim için Avrupa, insan zekasının zirveye ulaştığı ülke demekti. Türk aydını Tanzimat’tan beri Batıyı heceliyordu. Ama zirveleri tanımıyorduk.

O kadar yalnızdım ki karanlıklardan İblis’in eli uzansa minnetle sıkardım.

Dergi hür tefekkürün kalesi.

Hiçbir zafer umulanı getirmez, hiçbir bozgun mutlak değildir.

Korkunç bir tehlikenin arifesindeyiz. Çatışan milletlerle sınıflar, gelişen teknik: uçuruma açılan iki ray. Dünyamız hiçbir zaman, birleşmeye bu kadar yakın, birlikten bu kadar uzak olmamıştır.

Polemik zekaların savaşıymış. Zekalar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, gizli çıkarların savası polemik. Hiç kimseyi ikna etmeyen bir lakırdı tufanı.

Aşk bir teslimiyettir, bir eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır. Aşkın bütün sırrı iki kelimede: varlığından soyunmak.

Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkum etmek değil midir.

Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor memleketten. Hayır kirlettiği bir odadan kaçar gibi.

Bence, mesele, kendi ilmimizi, kendi kültür eserlerimizi okuyup anlamaktır, ötesi teferruattır. Osmanlılarda hiçbir dönemde Arapça bilmiyorlardı. Bu itibarla, günümüzün güç şartları içinde, bugünkü nesillerin böyle bir gayreti göze almaları tam bir hayal olur. Esasen, saik yok, motivasyon yok. Arapça dilimize, kemiğimize girmemiş ki. Niçin öğreneceğiz? Sebebi nedir? Bütün Arapça kitaplar nasıl olsa İngilizce, Fransızca veya diğer bir batı diline çevrilmiştir.

Duygunun asaleti, kuvvet ve isabetindedir.

Tabular tabular! Her adımda şuura dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında, elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, efendim bizde filozof yetişmiyor diye ah u vahlar.

Hiçbir zafer umulanı getirmez, hiçbir bozgun mutlak değildir.

Mütercim, mutlakı arayan bir çılgın, “felsefe taşını” bulmaya çalışan bir simyagerdir.

Fikret’le Akif’in anlaşmazlığı da bir başka facia. Fikret, fildişi kulesine mahpus, yüzde yüz ferdiyetçi bir sağ. Akif, damarlarında tarihin nabzı atan bir halk çocuğu, Batı’nın anladığı manada tam bir sol. Talihsizliğe bakın ki, Fikret solun bayrağı yapıldı, Akif sağın. Mefhumların böylesine ters yüz edildiği hiçbir ülke ve hiçbir çağ yoktur.

Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.

Ormanı görmedin… Ağacı görmedin… Rüzgarın önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekasının bütünü sanıyorsun…

Ulu camlar fırtınalı diyarlarda yetişir.

Değişiklik olmayan yerde, hayat yoktur. Keşke düşünceler de insanlar kadar çoğalabilse.

İbn Haldun üzerine Avrupa’nın çalışmalarını incelerken çoktandır şuur altında yaşayan bir inanç berraklaşmış ve son ifadesini bulmuştu: “Oryantalizm: sömürgeciliğin keşif kolu.” Zaten bütün izmler idrakimize giydirilen deli gömleği değil miydi?

Düşünmek, insan üzerinde düşünmek, mutlaka yasak bölgelerden birkaçına dalıp çıkmakla olur. Zaten demokrasi ve liberalizm yasak bölgeleri kaldırmak manasına gelir.

İnsanlar hür doğarlar, eşit haklara sahiptirler; hiçbir hülya bana bu kadar çocuksu, bu kadar anlamdan yoksun gelmemiştir.

Yaşamak, yaralanmaktır. Yaralanmak da güzel.

Vakit geçmiyor diye şikayet ederiz. Neyin geçmesini istiyoruz? Hayatın. Ve hepimiz öIümden korkarız.

Şuuraltı(psikanaliz) her istediğini kolayca elde eden mutlu azınlığın imtiyazı.

Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!

Cinayete ses çıkarmayan canının suç ortağıdır.

Raskolnikov sarsıntı geçiren bir toplumda yapayalnızdır. Dosto gibi.

Değişiklik olmayan yerde, hayat yoktur. Keşke düşünceler de insanlar kadar çoğalabilse.

Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milleti.

Avrupa tarihi, bir sınıf kavgası tarihidir.

Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir?

Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.

Ne garip bir oyuncak şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şeyi bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve aciz içinde çırpınan bir ruh. Vücut araba akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden atlar..

Yığın düşünmez, maruz kalır.

Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütun üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.

Bilgi, sonu gelmeyecek olan bir fetihtir.

Hapishane, maskelerin çıkarıldığı yerdir.

Hayat herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya.

Din, Avrupa için bir afyondur, bütün ideolojiler gibi.

Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.

Birbirini bütün tedaileriyle karşılayan iki kelimeye ne aynı dilde rastlarsınız ne iki ayrı dilde.

Kültür, kaypaklığı, müphemiyeti ve seyyaliyetiyle avrupa’dır. Tarif edilmeyen, edilemeyen bir kelime

Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür.

Yaşamak, yaralanmaktır. Yaralanmak da güzel.

Don Kişot olun. Tek hürmet ettiğim adamdır, kaybedilmiş bir davanın bu kadar fedakar bir kahramanı olabilir. Öyle görmek ve inandırmak ihtiyacında dünya şanson pansolarla dolu.

Kültür, homo ekonomikus’un kanlı fetihlerini gizlemeye çalışan birer şal.

Aşk, dehadan çok daha nadir. Bunun için bin bir ihtimal bir araya gelecek. Arzda hayatın başlaması gibi bir şey. İnsanın maymundan üremesi gibi bir şey. Ben görmeyeceğim, sen yaşamamış olacaksın. Ve bütün muhitimiz bakar kör olacak. Ne seni fark edecekler, ne beni. Ben kimseye benzemeyenim. Sen kimseye benzemeyensin.
Avrupa hastadır. Maddeci medeniyet önce Tanrı’yı öldürdü, sonra insanı.
Tarihin mimarı: isyan, kadere, zamana, insana.

Sponsor Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ