Anlamlı Güzel Sözler

Beni sevseydin her şey güzel olurdu, beni sevmediğin için her şey çirkin.


Ayşe Kulin Sözleri
Ayşe Kulin Sözleri

Amerikan Kız Kolejinde Edebiyat Bölümü bitiren Ayşe Kulin farklı gazete ve dergilerde muhabir ve editör olarak çalışmıştır. Uzun süre televizyon, sinema, reklam gibi medya sektöründeki alanlarda sahne yapımcılığı, sanat yönetmenliği ve senarist olarak görev yapmıştır. İlk kitabı öykülerden oluşmaktadır. Güneşe Dön Yüzünü adlı bu kitap 1984 yılında yayımlandı. Daha sonra Kırık Bebek ismi ile senaryolaştırdığı yapıt Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazanmasını sağladı. 1996 yılında ise Munir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlattığı Bir Tatlı Huzur kitabı yayımlanmıştır. Yazar farklı ödüller almış ve yazın kariyerinde oldukça başarılı olmuştur. Adı Aylin isimli biyografik romanı ile yılın yazarı ödülüne layık görülmüştür. Kısaca aldığı bir çok eser ile Türk Edebiyatında isminden bahsettiren bir yazar olmuş ismi anılmaya değer bir yazarımız olmuştur.

“Ne biçim insanlardık biz, kavgaya, kana, şiddete ve savaşa doyamayan?”

“Sonumuzu bilerek yaşasak, her gün ölürdük herhalde. Oysa en ümitsiz hasta dahi küçük bir umutla yaşıyor yüreğinde…”

Torpilli çocuklar halkın üstün zekalı çocuklarının hakkını yemeğe devam ederlerse,ilerde bir gün koca ülke,aptalların yönetiminde kalacak.

”Aşk biraz da deliliktir…”

Peşinden koştuğu gerçek zenginliğin, dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanların iç alemlerinde bulunduğunu öğrenecekti.

Bir kızın en sevdiği şarkıyı iyi dinleyin, çünkü orada tüm söylemeye korktuğu şeyler gizlidir.

“Kozasından çıktımıydı tırtıl, kozaya geri giremez artık…”

“Sisin içinde sarı, sıcak ince bir ışık gibiydi gizli aşkı.”

“Daha çok gençsin. İyi dinlenir, iyi beslenirsen, burnunu da tehlikeli işlere sokmazsan, vakti geldiğinde sen benim cenazemi kaldırırsın inşallah. Zaten senden başka da kaldıracak kimse kalmadı. Savaş ailede erkek bırakmadı ki!”

“Savaş insana her şeyi öğretir. Bir de barış içinde yaşamayı öğretse keşke.”

Anneler seçimlerini hep çocuklardan yana yaparlar.

”İlk aşk sabun köpüğü gibi bir şeydir.Biraz da inattır biliyor musun, takıntıdır, gençler yaşamaktan çok hayalini kurarlar ilk aşkın.Rüzgar gibi gelir, geçer…”

Ve bir kaçıştı istabul.Umudun yitirildiği noktaydı.Gözyaşları sel gibi akmaya başladığında, önüne katar istanbul’a sürüklerdi umutsuzları.

Aşk aynen yazıldığı gibidir: Sesli başlar, sessiz biter…

”İsviçreli bir ananın kızıyla Anadolulu bir annenin oğlu ayini dünyanın çocukları olabilir mı? aradaki kültür farkını düşünsene!”

”Ayrıca, esas aşk, has aşk, olgun çağda gelendir ki, vurgun yemiş gibi olur insan, feleğini şaşırır.”

Ama demek ki mutluluğun yolu, daha çok para kazanmaktan, daha iyi şartlarda yaşamaktan geçmiyordu.

”Acılarıma, rağmen, yaşadığıma şükrediyorum.”

”Kalan zamanımın hiçbir şafağını kaçırmak istemiyorum.”

”Aşk aynen yazıldığı gibidir: Sesli başlar sessiz biter.”

insan birini severse, bekler..

”İyi bir kulak, düşünceleri de duyar.”

”Güçsüz gözükmek en gücüme giden şeydir.”

”Sen aşktan çıktın yola. Görmüyor musun? Uyurgezer bir şarkının peşinde, çoktandır firardasın..

”Her karar bir sorumluluktur.”

Ters giden bir şeyler varken, hayat yolundaymış gibi nereye kadar yaşanabilir?

Can çıkmadıkça söz bitmiyor.

”Bir kadının sana aşık olduğunu şuradan anlarsın; seni koklayarak öper.”

Zamanın ruhu her şeyden güçlüdür.

“İnsanlar sevdikleri veya mukaddes addettikleri kimselerin kusurlarına karşı kör olur.”

Biat, inandığın kişiye hiç sorgulamadan kendini gözü kapalı teslim etmektir. Disiplin ise, mevcut kurallara ve düzene eksiksiz uymak ve aynı anda sürekli sorgulayabilmektir.

”Aşkların en büyüğünün göstergesi, sevdiğine hayatını vermektir.”

Bakma Avrupalıların öyle insan hakları havarisi kesilmelerine filan. Kendilerinden olmayana hiç merhametleri yoktur..

Beş yüz yıl önce, Türkler İstanbul’u fethettiklerinde, Bizanslı bilim adamlarının İstanbul’u terk etmesini önleyememişlerdi. İşte bu yüzden Rönesans, bu kişilerin sığındığı İtalya’ya nasip oldu.

”İlk aşk sabun köpüğü gibi bir şeydir. Biraz da inattır, biliyor musun, takıntıdır, gençler yaşamaktan çok hayalini kurarlar ilk aşkın. Rüzgar gibi gelir, geçer. Aslında yirmi beşinden önce aşk nedir pek anlamaz insan, şarap gibidir çünkü aşk, tadına varmak için olgunlaşmak lazım. Ayrıca, esas aşk, has aşk, olgun çağda gelendir ki, vurgun yemiş gibi olur insan, feleğini şaşırır.”

Yine de içinden bir ses kulağına, Hitler’in baskıcı ve zalim rejimini yurt dışında yayabilmek içim bilim ve kültür odaklarını kullanmaya kalkacağını fısıldıyordu.

Uyumak! Uyumak! Uyumak sonsuza kadar! Sonsuza kadar. Beyaz bir kelebek gibi savrularak rüzgarın önünde, yedi kat göğü aşmak… Kar olmak… Beyaz ve sonsuz olmak… Sonsuzluk olmak!

”Aşk; tüm dünya insanlarının içinde, sana tanıdığım ayrıcalıktır.”

Biz, koca bir ömrü beklemeye adamış insanlarız..

Bağışla beni Seher Hemşire, nasıl oldu da yanaklarımdan akıverdi gözyaşları? Oysa ben onları hep içime akıtırım.

”Esas aşk, has aşk, olgun çağda gelendir ki vurgun yemiş gibi olur insan, feleğini şaşırır.”

“Aşklarını kendileri yaratır,sonra da elleriyle yok mu ederdi bütün kadınlar,yoksa ben mi tuhaftım?”

Huzur bulunmuyor bugünlerde. Karaborsaya düşmüş.

”Kavuşmaları ve sevişmeleri öyle uzun bir süre hayal etmişti ki, gerçekle hayal iç içe geçmiş resimler gibiydi. Kendi bile ayırt edemiyordu artık gerçekle gerçek dışını. Aşk diye bildiği, bilmediğiydi.”

“Dua et de taksi bulalım dadı,” diyorum, “yoksa eve kadar yürümemiz gerekecek.”
“Bugün çok dua ettim,” diyor yaşlı kadın, “şimdi bir de taksiyi sokuşturma araya. Yukarıdakinin aklı karışmasın.”

”Hocam bizlere Allah korkusu değil, Allah sevgisi aşılamıştı.”

”Aşklarını kendileri yaratır, sonra da elleriyle yok mu ederdi bütün kadınlar, yoksa ben mi böyle tuhaftım?”

Ben bir alevdim. Kendi kendimi yaktım. .. Sen sakın bunu kendine yapma handan.

‘Adalet’ sadece iddialı bir kadın adıydı ülkemizde, tıpkı ‘Vefa’nın da sadece bir semt adı olması gibi!

..Türkler, Anadolu topraklarında Cumhuriyetlerini kurarken, daha fazla toprak için değil,tam bağımsızlıkları için pazarlık yapmışlardı.Hedefleri her alanda bağımsızlık olmuştu.

”Bir kadının sana aşık olduğunu şuradan anlarsın; seni koklayarak öper.”

Tek ve tek başına! Her bedele değersin diye düşündüm, ey özgürlük!

“Sistem iki sınıf insanla hiç uğraşmaz. Birincisi yoksullardır: çocuklarının okul masrafları karşılanır, yılda birkaç kez gıda paketleriyle gözleri boyanır ve böylece hoşnut edilirler. Diğeri de imtiyazlılardır. Onların da bazı avantajlarla, göreceli özgürlüklerle gözleri boyanır. Her şey yolunda zannederler.”

”Aşk sevdagillerden canım. Çok mühim bir şey aşk! Hayatın bütün manası, mevcudiyetimizin sebebi, aşksız bir ömür düşünemiyorum.”

“Mantık ne zaman sevginin esiri olmamış ki?”

“Çünkü insanlar kendilerine çok acı veren olayları hatırlamak istemezler, beyi.n de zaman içinde bunların üstüne bir örtü örter. Babanızın ölümü sizi çok sarsmış olmalı,” demişti.Haklıydı, çok sarsılmıştım, çünkü hem babam ölecek yaşta değildi, hem de ben ona çok düşkündüm.

”Bir kadının en büyük kabusu sevdiği adamın, onu aşık eden hareketlerini yapmayı bırakmasıdır.”

Neden yapıyordu birbirine bunca kötülüğü insanoğlu? Neden? Neden? Parçalamak, yakmak, kurşunlamak, eziyet etmek, nefret etmek…

”Benimle onun arasında kaldıysan, onu seç! Çünkü gerçekten sevseydin, beni seçenek yapmazdın.”

Omuzlarımız birbirine değdikçe içimizdeki hüzün birimizden diğerimize akıyordu
sanki. Aklıma bir gün önce okuduğum kitaptan bir sahne düştü. Omuz omuza, ağır yüreklerle, gözleri yerde, mutsuzluklarını konuşmadan paylaşarak yürüyen, yarınları olmayan o
zavallı kadınlar. Nerdeyse onlardan farksızdık. Ürperdim.

“Tuhaf bir varlıktı insanoğlu. Belki de en büyük gücü, başka çıkar yol olmadığını hissettiğinde, araziye uyum sağlamasıydı. ”

Aslında yirmi beşinden önce aşk nedir pek anlamaz insan, Şarap gibidir çünkü aşk, tadına varmak için olgunlaşmak lazım.”

“Karşımda kalemiyle dünyaya meydan okuyan, korkusuz bir kahraman vardı ve her satırı kırbaç gibi vicdanımın üzerinde şaklıyordu”

“Sanki bu vatan bir karpuz da her geçen gün elindeki dilimden, ağzının suları akarak, bir parça daha ısırıyor gavur. ”

”Birini çok sevdiğinizde, Dünya’daki herkes ona yavşıyormuş gibi hissedersiniz.”

Pikeyi kaldırıp bakacaklar. Aaa, sadece izim kalmış çarşafta! Ne hoş bir ölüm olurdu yokoluvermek.”

”İstediği kadar güçlü olsun,
Bir erkek tarafından korunmak, bir kadının her zaman hoşuna gider…”

”Yapım böyle, hep kendimden önce başkalarını düşündüm. İşten aşka vaktim olmadı. Olamadı.”

Kalp kırığı iyileşmez. Hep sızlar.

“Çekilen bir dişin ağızda bıraktığı derin, kuyu gibi bir boşluk vardı yüreğimde, acıyan, sızlayan, kolayca dolmayacak bir boşluk.”

”Felek ne çok ilk yaratmıştı bana şu son yılda! Aşkı, tutkuyu, ihaneti, kıskançlığı, korkuyu en yüksek dozda tattırmıştı.”

” Ayrılığın acısı da ölüm acısı gibi keskin… ”

”Şu dünyada aşk diye bir şeyin olabileceğine inanmazken, bu yaştan sonra aşkı buldum, nasıl vazgeçerim?”

Roman kaçağı, kendine yararı dokunmamış Handan, yardımcı olacaktı bana! Oysa, bana Allah tan başka kimse yardım edemezdi, çünkü ne hukuk kalmıştı yaşadığım ülkede, ne de özgürlük, ne de vicdan! İtiraz etmeye kalkan yiyordu gazı. Dilini, kalemini tutamayan, pankart açan tutuklanıyordu. Anlatsam, anlayamaz ki!

“”Halk robottan farksız dedin ya demin, sence hangi lider halkının koyun sürüsü gibi olmasını ister?” diye sordum, bana yanıt vermekte zorlanacağını umarak.
“Suça bulaşmış olanlar. Halkını sömürmüş, halkın sırtından rant edinmiş olanlar. İşte onlar, haliyle halk hiç uyanmasın, sorgulamasın ister. Ve bunu mümkün kılmak için elinden geleni yapar.””

”İleride bir gün, aşk nedir diye sorarlarsa bana, Işık adında biri, diyecektim, ilk görüşte vurulduğum, peşine düştüğüm, yaklaştığım ama hiçbir zaman kavuşamadığım…”

Ülke içindeki tüm insanlar eşit haklara sahip değil! Bazıları görmezden gelinirken, bazıları sürekli himaye ediliyor! Kimi de sürekli baskı altında tutuluyor. Oysa yönetimi eleştirenlerin de yandaşlar gibi hak ettikleri mevkilere gelebilmeleri gerekirdi.

Yorgunum!
Önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! Sonra gizlerken… Daha sonra yüzleşirken… Kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda… Kendimle barışırken… Gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken… Benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken… Yoruldum!

Omuz omuza, ağır yüreklere, gözleri yerde, mutsuzluklarını konuşmadan paylaşarak yürüyen, yarınları olamayan o zavallı kadınlar.

”Ruhu ölmüş biri, sevmeyi becerebilir miydi? Ancak, bunca yıldır sevmeye alıştığından, alışkanlıklar da insanda yer ettiği için, seviyor zannedebilirdi belki.”

Kimse iyilikten anlamıyordu.

“Mantık ne zaman sevginin esiri olmamış ki?”

..belki birlikte değiliz, yanyana değiliz ama, aynı gökyüzünü görüyoruz, aynı mehtabı seyrediyoruz ve her ikimizi de aynı güneş ısıtıyor. En azından aynı dünyada yaşıyoruz..

”Hayata katlanamayabilirdim, bu bendeki aşk olmasa.”

Önceleri, çalışan bir kadın olarak muhitimde küçümsendiğimi itiraf etmeliyim. Çalışan erkekler evlerinin direkleri sayılırlarken, çalışan kadınların çakıl taşı kadar kıymeti yoktu.
Örneğin anneme de, iyi bir ressam olduğu halde, bu değersiz kadınlardan biri gözüyle bakılırdı.

Türkiye’ydi burası; harika şeylerin ömrünün uzun sürmediği ülke!

”Gözyaşları içine akıyordu, yüreğine doğru.”

”Tutucu ve yasakçı anne babadan çok çektim için, ben olabildiğinde serbest bırakarak büyüttüm kendi çocuklarımı.”

”Hayatta gri renkler vardır. Hiçbir şey siyah beyaz değildir. Hele sevgiler hiç değildir.”

“Müslüman olmayanları küçültücü bir kelimeyle ayrıştırmak, edepsizliktan başka bir şey değildir bence. ”

”İnsanlar pek çok şeye katlanabilirler ama ancak aralarında karşılıklı sevgi varsa.”

“Karısını komşusuyla basan kocaları suçlu saymayabiliyordu bu memleketin kanunları. Karıların niye komşularla yattıklarını soran yoktu ama. Onlara konuşma hakkı tanınmıyordu. Zaten ya kocalar, ya ağabeyler, ya da herhangi bir erkek akraba, daha hakim önüne götürülmeden görüyordu hesaplarını kadınların.”

”Yapım böyle, hep kendimden önce başkalarını düşündüm. İşten aşka vaktim olmadı. Olamadı.”

Ülkenin ve halkın sıkıntılarının önlenmesine dair yetki tasarısı mı ne…adı öyle bir şey işte…Bu yasa Hitler’e istediği kanunu çıkarma ve ülkeyi kararnamelerle yönetme yetkisi veriyor. Kısacası damat, Almanya´da parlamenter rejim bugün itibariyle sona erdi.


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ